Page 2 of 24

40 Günlük Alışkanlık Serisi 1: Günde 750 Kelime Yazmak

Özellikle son 6 ayda blogumu ihmal ettiğim için kendime kızıyorum. Çeşitli gerekçeler sıralayabilirim ama fizik kurallarına aykırı olmadıkça gerekçelerin çoğunun ihmalkarlıktan kaynaklandığını düşünmeye başlayalı epey oldu. Bizi sıkıştıran, meşgul taklidi yaptıran şey aslında işlerin çokluğu değil; plansızlık ve zamanında hızlıca başlanıp yapılmayan işler. Savsaklama konusuna Prokrastıneyşın kitabı eşliğinde ayrı bir yazıda gireceğim için direkt uzatmayayım.

Bu yazıyla 40 Günlük Alışkanlık Serisi’ni başlatmış bulunuyorum.
Her şeyi devletten ve takipçilerden beklememek lazım.  🙂

Neden 40 Günlük Alışkanlık Serisi?


Aslında bunu Matt Cutts’tan ilham alan Ahmet (Alpat) gibi 30 Day Challenge (30 günlük meydan okuma) şeklinde yapacaktım ama bizdeki “Bir adama kırk gün deli dersen deli olur.” sözüne rağbet etmek istedim. (Bkz: Barış Özcan’ın 40 gün erken kalk daveti)

Meydan okuma yerine alışkanlık deme nedenim ise bir şeylerin gerçekten alışkanlık haline geldiğinde kolaylaştığını görmek oldu. (Bunun için çeşitli uygulamalar da var.) Alışkanlık geliştirmek bence bir şeyi monotonlaştırmak değil. Aksine bir işi daha kolay ve daha iyi yapabilir hale gelmek. Bir buçuk yıl önce  küçük bir hedefle başladığım işi halen (her gün) yapıyor olmam da bu sayede oldu. O yazıda savunduğum iki temel şey vardı;

  1. Gerçekten sürekli yapmak istediğin bir iş bul
  2. O işi en kısa sürede yapmaya çalış

Elbette her işi yapmak için keyfimizin gelmesini bekleyemeyiz ama sürekli yapacağımız işi isteyerek yapmak ve küçük başlamak gerçekten önemli. Bir şeyi yapmaya alışınca zihnimiz ve bedenimiz daha kolay harekete geçiyor. Duke Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma da gün içinde verdiğimiz kararların yüzde 40-45’i aslında alışkanlık haline getirdiğimiz şeyler olduğunu söylüyor. Burada Aristoteles’in sözünü hatırlatmadan geçemeyeceğim; bizi tanımlayan şey sürekli yaptığımız işin ta kendisi.

İlk Hedef: Günde 750 Kelime Yazmak

1000 kelimeyi fazla, 500 kelimeyi az bulduğum için hedefimi 750 kelime olarak belirledim. Zaten hedefi aşmak serbest, önemli olan altında kalmamak. Her sabah önce bu hedefi tamamlamaya çalışacağım ve tamamlamadan uyumayacağım. (75’in Ardahan’ın plakası olması da ayrı tesadüf…)

40 gün sonunda 30 bin kelime yazmış olmak beni her şekilde memnun edecek. Bunun önemli kısmını kitabıma ayırmayı düşünüyorum. Ama blogumu da beslemeye çalışacağım.  Hedefimi de Ulysess uygulamasıyla takip edip Twitter’dan paylaşacağım. Tıpkı aşağıda olduğu gibi.

Peki ya Ödül?

Benim bu iş için belirlediğim ödül de uzun süredir ertelediğim Bursa gezisi ve arkadaş ziyareti olacak. (Yazıyı yazarken daha iyi ve bu çalışmama değecek bir ödül bulamadım ama bulursam değiştirebilirim.)

Bu arada “Ödül ile motivasyon olmaz” diyebilirsiniz ama hedefleri gerçekleştirememenin arkasında da bir ödüllendirme mekanizması var. Beynimiz bizi kısa süreli rahatlamalarla ödüllendirerek kandırmak istiyor, “Şimdi rahatına bak, yarın halledersin” diyor. Ya o kısa süreli rahatlamaya aldanıp hedefimizden vazgeçeceğiz, ya da hem işimizi yapıp hem de gerçek bir ödüle uzanacağız. Ben demiyorum, araştırmalar diyor ve bence doğru diyor.

Buraya kadar okuduysanız lütfen teşekkürlerimi kabul edin ve bana şans dileyin. 😉

Yukarıdaki e-posta aracını kullanmak için tıklayın.

Görsel Kaynak: Pexels.com

Sapiens Kitap Özeti

  • Bu yazı Sapiens kitap özeti hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlar.

Dün Duolingo Istanbul etkinliğinde Homo Sapiens ve  Homo Deus kitaplarının yazarı Yuval Noah Harari’nin TED konuşmasını dinledik. Bu sabah konuşmayı tekrar dinledim ve benim gibi Harari’nin kitaplarını alıp da hala okuyamayanlar için bu konuşmanın özetini paylaşmak istedim.

Harari’nin konuşmasının başlığı “İnsan ırkının yükselişini ne açıklayabilir?” ve sanırım ilk kitabın özeti. Ben de 3 soru cevapla özetin özetini (lübb-ül lübb, özün özü) yapmak istedim. Parantez içindekiler benim yorumlarım.

S. 1) İnsanlar doğada hiçbir işe yaramayan canlılar (hayvanlar) iken nasıl oldu da dünyanın hükümdarı haline geldiler?

Y.1) İnsanları diğer hayvanlardan (insan = hayvan-ı natık, konuşan hayvan) ayıran en önemli özellik büyük gruplar halinde uyumlu şekilde çalışabilmesidir. Birebir kıyaslamada hayvanlar doğada daha üstün ama topluluk olarak düşünüldüğünde  insanlar belirgin bir avantaja sahip. (Mesela şu anda 7 milyar insan organize haldeyiz ve dünyayı yok ediyoruz. Hayvanlar bunu yapamaz.)

S.2) Bir arada uyumlu hareket edebilmemizin arkasında ne var?

Y.2) Hayalgücü, hikâyeleştirme, çift gerçeklik (dual reality). Hayvanlar kendi hayatlarını nesnel gerçeklikler üzerine kurarken insanlar ikinci bir gerçeklik oluşturabilecek yeteneğe, hayal gücüne sahip. Hikâye/kurgu yazabiliyoruz. Herkes bu hikâyeye inandığında da bizim ikinci gerçekliğimiz başlıyor. Din, hukuk, insan hakları hepsi birer ikincil/kurgusal gerçeklik. (Harari, sanal gerçeklik alanına değinmiyor ama o tarafta bizzat nesneleriyle kurguladığımız bir dünya var. Resmen Inception’daki rüya evrenini kurgulayabileceğiz. Neyse ki ben dx.com’dan Inception’daki zar ve totemi aldım, siz kendinizi düşünün.)

S.3) En büyük hikâye nedir?

Y.3) Para. Herkes dine inanmaz ama paraya inanır. (Elbette istisnalar var.)

Dipnot 1: Eğer kitap dinlemeyi severim derseniz Harari’nin kitaplarını Seslenenkitap.com’da da bulabilirsiniz. Ben ilk kitabı aldım ama evet, hala dinlemedim. Belki bu yazı bir vesile olur.

Dipnot 2: Duolingo İstanbul’un sonraki etkinliklerine katılmak isterseniz Instagram’da takip edebilirsiniz.

Dipnot 3: Harari konuşmasının sonunda, sunucunun “Peki bundan sonra ne olacak?” sorusunu yanıtlıyor ve ikinci kitaba pas atıyor. Harari’ye göre sanayi devriminin yeni sınıflar oluşturması gibi yeni teknoloji/yapay zekâ düzeni de yeni sınıflar oluşturacak/oluşturuyor. Uç sınıflardan biri “kitlesel faydasız insan sınıfı” ve 21. yüzyılın yeni politik ve ekonomik büyük sorusu “İnsanlara ne için ihtiyacımız var?” olacak. En azından “Bu kadar çok insana ne için ihtiyacımız var?”. Yazıyı çok uzatabileceğim ikinci noktadayım… Tamam sakinleştim. İhsan Fazlıoğlu’nun dediği gibi “Yanlış soruya doğru cevap aranmaz.”.

Tavsiye edilen yazı: Makine Öğrenmesi Bilgisayarları Çılgınca Eğitiyor

Yukarıdaki e-posta aracını kullanmak için tıklayın.

Makine Öğrenmesi Bilgisayarları Çılgınca Eğitiyor

Yeni yıl hedeflerime her gün 1 TED videosu izleme görevi koydum ve daha önce şurada yaptığım gibi bu konuşmaların önemli bölümlerini blogumda paylaşmaya çalışacağım.

Bugünün videosu veri bilimci Jeremy Howard’ın konuşması; The wonderful and terrifying implications of computers that can learn. (Konuşmayı en altta görebilirsiniz.)

Howard, bu konuşmayı TEDxBrussels’de 2014’te yapılmış, yani sonuçlar açısından biraz eski ama özellikle Arthur Samuel detayını öğrendiğime sevindim. Konuşma özetle makine öğrenmesi yoluyla bilgisayarların nasıl çılgın birer öğrenici haline geldiğini anlatıyor. İşte çıkardığım notlar;

  • İnsan ile bilgisayarların kapışması masaüstünde kapışması ilk kez 1956’da başlamış. Yani Deep Blue – Kasparov ve Alpha Go – Lee Sedol kapışmalarının ilki 1956’da Arthur Samuel ile başlamış. Samuel bilgisayarıyla binlerce kez dama oynayarak ona dama oynamasını öğretmiş ve o bilgisayar 1962’de Connecticut eyaleti dama şampiyonunu yenmiş.
  • Howard, Programlamayı “Her adımı, her detayı bilgisayarın yapmasını istediğin her şeyi, amacına ulaşman için tasarlaman gerekir.” şeklinde tanımlıyor ve “bilgisayarların insanlardan daha iyi görebildiğini 2011 yılında anladık” diyor.
  • Veri analizi ve makine öğrenmesi farklı uzmanlık alanlarının sorunlarını çözebiliyor. Yani tıp alanında büyük bir sorunu çözmek için tıp doktoru olmanız şart değil. Tıpkı e-ticarete adım atmak veya başarılı olmak için fiziki bir mağaza açmış olmanıza gerek olmadığı gibi.
  • Google, 2012’de Youtube videolarını izleyen ve aylık 16.000 bilgisayardaki veriyi sıkıştırabilen derin öğrenme algoritmaları olduğunu açıklamış. Geoffrey Hinton adlı veri bilimci 2012’de 1.5 milyon fotoğrafa bakarak neyin fotoğrafları olduğunu çözmeye çalışmış ve ImageNet yarışmasını kazanmış. 2014 yılında görüntü tanımada %6’lık hata payı yakalanmış ki  o tarihte bile bilgisayarların insanlardan daha iyi olduğunu gösteriyor.
  • Google, Fransa’daki her bir konumu 2 saatte haritada işaretlemiş ve cadde numaralarını okumak ve tanımlamak için cadde görüntülerini (Street View) bir derin öğrenme algoritmasında kullanmış. Burada farkettim ki Google yıllardır captcha’larda bize Street View ile çektiği sokak numaralarını soruyor. 🙂
  • Bir başka makine öğrenmesi çalışması kanser hücrelerinin yanındaki hücrelerin de kanser hücreleri kadar önemli olduğunu keşfetmiş. Bu patoloji uzmanlarına onlarca yıldır öğretilenlerin tam tersi. Geliştirilen bu sistem kanserli alanları daha isabetli olarak belirleyebiliyor, ya da en az patoloji uzmanı kadar. Bu proje de, bilgisayarların nöronları insanlar kadar isabetli segmentleyebildiğini de tıbbi geçmişi olmayan kişiler göstermiş. Elbette makine öğrenmesi yoluyla.
  • Howard’ın kendisi de sağlık alanında bir şirket kurmuş. Gelecekte hastaneleri tıp profesörleri değil, bilgisayar / matematik bilimleri profesörleri açacak demek sanırım yanlış olmaz.
  • Konuşmada 1.5 milyon araba resmi 16 bin boyutlu bir uzayda gösteriliyor ve bu da bilgisayarların görüntüleri farklı açılardan daha iyi algılamasını sağlıyor.
  • Howard, esas meselenin insanın yerine bilgisayarın geçmesi değil birlikte çalışmaları olduğunu söylüyor. “Şu fotoğraf işinde 6-7 kişilik bir takımın yaklaşık 7 senede yapacağı bir şey, bir kişi tarafından yaklaşık 15 dakikada yapılabiliyor.” diyor ama ben de Howard’a soruyorum; 1) Takımın diğer üyeleri ne yapacak? 2) O işi başaran 1 kişi kalan 7 senede ne yapacak?
  • Dünya Ekonomik Forumu’na göre; gelişen dünyada doktor kıtlığı 10 ile 20 katı arasında ve 300 yıl alacak. Gelişen dünyadaki istihdamın %80’inin yaptığı şeyler, aynı zamanda bilgisayarın nasıl yapılacağını öğrendiği şeyler. Yani çocuklarınızı veri bilimci olarak yetiştirsek iyi olur.
  • Howard, 5 yıllık süre içinde bilgisayarlar bu çizelgenin dışında olacağını söylüyor. “Makine Öğrenmesi Devrimi, sanayi devriminden çok daha farklı olacak çünkü Makine Öğrenmesi Devrimi asla durulmayacak” diye ekliyor. Evet, her şey şu üssel artış olayında bitiyor. Bilgisayarlar çok hızlı.
  • Konuyu Howard’ın son sözleriyle kapatalım;

    Bilgisayarlar gerçek anlamda düşünemez, duygusal davranmaz, şiirden anlamaz, nasıl çalıştıklarını tam olarak anlamıyoruz. Ne fark eder? Bilgisayarlar şu an insanların ücret alarak zamanlarının çoğunu harcadıkları şeyleri yapabiliyor. O zaman sosyal ve ekonomik yapımızı nasıl uyduracağımızı düşünmeye başlamamızın ve bu yeni gerçekliğin farkında olmamızın tam zamanı.

Copyright © 2021 Fırat Demirel

Temanın tasarımcısı: Anders NorenUp ↑