Kategori: Kitap Özetleri

PayPal Mafyası ve Max Levchin’in Hikayesi

PayPal’ı kuran 6 kişiden dördü lisede bomba yapmıştı. Beşimiz 23 yaşında veya daha gençtik. Dördümüz ABD dışında doğmuştuk. Üçümüz buraya komünist ülkelerden kaçmıştık; Yu Pan Çin’den Luke Nosek Polonya’dan ve Max Levchin Sovyet Ukrayna’dan. Bomba yapmak o zamanlar bu ülkelerde çocukların normalde yaptıkları şeyler değildi.

Altımız da uçuk (eksantirik) olarak görülebilirdik. Luke’la ilk konuşmam, tıbbi bir yeniden canlandırma umuduyla ölmeden önce dondurulacağı canlı dondurma programına nasıl kaybolduğu üzerineydi. Russ Simmons bir karavan parkından Illinois’deki en iyi matematik ve bilim okullarından birine gitmek için kaçmıştı. Max (Levchin) bir ülke vatandaşı olmadığını iddia ediyor ve bununla gurur duyuyordu. Ailesi ABD’ye kaçarken SSCB çökünce diplomatik arafta kalmıştı. .

Yukarıdaki satırları daha dün Peter Thiel’in Zero to One (Sıfırdan Bire) adlı kitabında okumuştum ve bu sabah TV’de Max Levchin ismini duyunca durup izlemeye başladım. (Alttaki fotoğrafta en önde sağda elinde kartları tutan. Soldaki de Thiel.)

Paypal Mafyasi

Peter Thiel’i de anlatmak lazım ama izleyince gördüm ki Maksymilian Rafailovych Levchyn, Paypal’ın nasıl bir ‘mafya’ olduğunu çok iyi gösteriyor. Sıradışı bir çalışkan, zeki ve mütevazı biri (en azından öyle gözüküyor). Paypal’dan sonra Slide’ı kurup Google’a satan Max, aynı zamanda Yelp’in kurucu ortaklarından. Şu anda ise HVF Labs‘ın kurucusu ve HVF’den çıkan Affirm.com‘u büyütmekle meşgul.

Sözü daha fazla uzatmadan Max Levchin’in röportajından aklımda kalan bazı bilgileri paylaşmak (parantez içindekiler benim eklemelerim) istiyorum;

  • Rus olduğum sanılıyor ama ben Ukrayna’da doğan bir Yahudi’yim.
  • Anneannem ve babaannem fizikçiydi. Babam kimyacıydı ama sonradan yazar oldu. Ailede herkes fiziğin bir ucundan tutmuştu.
  • Ukrayna’da kalsaydım sanırım yine kodlama yapardım. Üniversitedeyken 4 şirket kurdum ve hepsi başarısız oldu. PayPal beşincisiydi.
  • Bir otobiyografim yazılsa başlığı Drive (itici güç) olurdu. Beni ben yapan şey nedir derseniz itici güç derim. Anneannemi örnek aldım. 1,55 boyunda ama tank gibi bir kadındı. Moskova’dan ayrılırken bize bir daha asla geri dönemeyeceğinizi biliyor musunuz dediklerinde , ‘Evet, biliyoruz’ demişti. (Galiba ABD’ye gitmelerini tetikleyen de o olmuş.)
  • Jet motorlarından pek anlamam, matematiği çok severim ve baba olana dek iyi vakit geçirmek için olasılık kitabını açıp içindeki soruları çözerdim. (Ben Olasılık Teorisi ve Rastgele Süreçler dersini bir türlü geçememiştim. Olasılıksız kitabı en sevdiğim kitaplardan biri.)
  • Ben canım çıkana kadar çalışmaya inanırım. İlk milyon dolarımı kazandığımda ne yaptım? Hiç bir şey. Arkadaşımın evinde banyo yapıyordum ve kendim için bir şeyler yapıp yapmamayı düşündüm. Ev tutacak vaktim olmamıştı. Kalkıp işe gittim.
  • Marissa Mayer’in Yahoo’yu kurtaracağına inanıyorum. Onun itici gücü var. (Max, Aralık 2012-Aralık 2015 arasında Yahoo! yönetim kurulundaymış. Şu anda Yahoo! satılmanın eşiğinde.)
  • Öldüğümde benim için ‘iyi ve eğlenceli bir babaydı‘ denilmesi yeterli.
  • PayPal’ı satmak zor oldu çünkü onu bir çocuğumuz gibi görüyorduk ve büyütüp belli bir noktaya getirmiştim. İş yapmak açısından ise PayPal’ı satmak sanırım doğru bir karardı.
  • Annesinin dediğine göre oğlumu da kendim gibi biraz inek yaptım (ki bundan gocunmuyor). Dört yaşındaki oğlum da kodlama biliyor.  

Hasıl-ı kelam mesele yine çok çalışmaya, motivasyona ve mütevazı yaşamaya geliyor. Biz bunların kaçına sahibiz?

_ _
1) Zero to One (Sıfırdan Bire) – sf.179
2) Max Levchin – Wikipedia
3) Studio 1.0 – Emly Chang’ın sunduğu program
4) PayPal Mafyası’nın Üyeleri – Ölüm Grubu
5) Arka Kapak’ın Ağustos sayısında Sıfırdan Bire kitabından ve Peter Thiel’den bahsettim. 1 Ağustos’ta bayinize veya babil.com’a uğramayı unutmayın. 😉

Arka Kapak Temmuz Sayısı Çıktı!

Arka Kapak Temmuz

Türkiye’nin güzide kitap ve kültür dergisi Arka Kapak‘ın Temmuz sayısı çıktı. 🙂

Bu ayki sayının dosya konusu Dönüşüm romanı ve Franz Kafka. Hani şu;

“Gregor Samsa bir sabah kötü bir rüyadan uyandığında, kendini yatağında korkunç bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

cümlesiyle başlayan küçük başyapıt. Dönüşüm’ü biraz geç de olsa okumuş ve kitap özetleri sayfama eklemiştim. Dosya konusu yapılacak kadar derin bir kitap olduğunu pekâla söyleyebilirim.

Bu sayıda benim incelediğim kitap ise Nassir Ghaemi’nin ‘Birinci Sınıf Delilik‘ kitabı oldu. Akıl hastalıklarına farklı bir gözle yaklaşan Birinci Sınıf Delilik, hem siyasi/tarihi karakterlere hem de benim gibi delilere ve dahilere meraklı kişiler için farklı bir tat sunuyor.

Her zamanki gibi özel kapak tasarımıyla çıkan Arka Kapak’ı bayinizden veya babil.com’dan alabilirsiniz. 😉

Google Nasıl Yönetiliyor? – Kitap İncelemesi

(Açıklama: Bu yazı ilk olarak Arka Kapak dergisinin Mart sayısında yayınlanmıştır. Buradaki sürüm bazı güncellemeler içerebilir.)

Sağanak bir ilkbahar yağmurunu düşünün. Bardaktan boşanırcasına yağıyor. İnen yağmur damlalarını bir orkestra şefi edasıyla yönetebilir misiniz? Yanıtınız muhtemelen hayır olacak. Ancak söz konusu yağmur, dijital veri yağmuruysa (ki öyle) neler yapılabileceğini sakin kafayla düşünmek gerekiyor.

Uygarlığın başlangıcından 2003’e kadar üretilen bilgi hacmini üretmemiz 2010 yılında sadece iki gün sürmekteydi. Günümüzde ise bu süre muhtemelen saatler seviyesine inmiş durumda. Ve bu veri sağanak yağış altında başarılı bir şirket yönetmek epey zor. Kişisel verilerini ölçmek ve analiz etmekle yetinen biri olarak bu konuda ahkâm kesmeyeceğim. Ancak Google’ın en tecrübeli yöneticilerinden Eric Schmidt ve Jonathan Rosenberg’in tatmin edici tavsiyelerini paylaşmama izin verin.

Üretken Akıllarla Çalışmak

İnternet çağında şirket yönetmenin inceliklerini anlatan Schmidt ve Rosenberg, işin sırrının ‘üretken akıllardan’ oluşan bir ekip kurmaktan ve bu ekibi korumaktan geçtiğini söylüyor. Üretken akılları işe alırken çok seçici olmanın önemine vurgu yapan ikili, üretken akılları analitik, ticari ve rekabetçi olarak tanımlıyor. Onlara itiraz etme hakkı ve olabildiğince özgürlük vermek gerektiğini savunuyor.

Google’ın yönetim stratejilerini, itiraflarını ve hatalarını samimi bir dille anlatan ikilinin satır aralarında yeni üretken akıllara göz kırptığını söylemek yanlış olmaz. Zira gerçek üretken akılları bulmanın zorluğuna ve Google’ın bu konuda sunduğu imkânlara profesyonelce vurgu yapılıyor. Pek tabi Google çalışanlarına da üstü kapalı bir övgü paketi gönderiliyor.

Bkz: 10 Maddede Google Nasıl Yönetiliyor?

Bu kitabın girişimcilerden en üst kademedeki yöneticilere kadar şirket yönetimi konusunda geniş bir perspektif sunduğunu pekala söyleyebiliriz. Kitapta karar alma, doğru iletişim, inovasyon ve büyük düşünmek konusunda çok önemli tavsiyeler bulmak da mümkün. Yaşanmış olaylar üzerinden yapılan anlatımlar da verilen mesajı içselleştirmenizi kolaylaştırıyor.

İyimser Bir Gelecek

Teknolojik devinimin geleceğine distopik değil, ‘Polyannacı’ gözle yaklaşan Schmidt ve Rosenberg’e göre hiçbir şirketin sonsuza kadar ayakta kalmayacak. Onlara göre bu kitabı (veya bu yazıyı) okuyan ‘üretken akıllar’dan birinin bile Google’ı bitirmesi olasılık dâhilinde. Yani Schmidt ve Rosenberg kendi sonunu bile makul görerek, Polyannacı olmanın hakkını veriyor.

Bkz: Google’ın Strateji Kontrol Listesi

Sözün özü, Google’ın bugün 500 milyar dolara yakın piyasa değerinde, tüm internet trafiğinin yüzde 82’sini çeken ve e-posta istemcisi 1 milyardan fazla kişi tarafından kullanılan bir şirket olduğu düşünürsek, Schmidt ve Rosenberg’in tavsiyelerine kulak asmamak için hiçbir neden yok.

Teknoloji dünyasında kuralların her gün yeni baştan yazıldığını, bir kurala veya yönteme bağlı kalanın değil, dinamik olarak kendini yeni şeylere uyduranın ayakta kalabileceğini de unutmamak gerekiyor.

Kitap hakkında söylenebilecek son şey, sanırım yöneticilerin bu kitabı çalışanlarından önce okuması gerektiğidir. Zira takip edilmediği takdirde çalışanların işyerine duyduğu sadakat gün geçtikçe azalıyor. Yöneticilerin çalışanlarının motivasyonunu ve şirketten ayrılma katsayısını hesaplayabilmesi gerekiyor. Aksi takdirde sağanak yağmur altında sırılsıklam olmak işten bile değil. Bakınız Google bile bu korkudan azâde değil…

Google Nasil Yonetiliyor Kitap Ozeti

Ateşin Aşkı: Semazen’i Öldürmek – Kitap İncelemesi

atesin_aski_semazeni_oldurmek

Pek roman okumam ama arada istisnalar* olmuyor değil. Ateşin Aşkı: Semazen’i Öldürmek de bu istisnalardan biri oldu ve kendimi Konya’da işlenen bir cinayet hikayesinin ortasında buldum.

Yazar Fatih Şahin Işık, ‘Konya’da polisiye roman olur mu?’ sorusuna takılmadan, Konya’yı ve semazenleri romanın merkezine koyarak güzel bir polisiye roman çıkarmış. Kitapta bir semazenin öldürülmesi üzerine iki polis ve bir gazetecinin cinayeti çözme çabası anlatılıyor. Karakterler gayet doğal ve bu da kitabı okurken kendi hayatınızdan bir şeyler bulmanızı sağlıyor.

Konya ve semazenlik hakkında çeşitli bilgiler vermesinin ötesinde, semazenliğin itibarına dair bir eleştiri niteliği taşıması kitabın en önemli tarafı diyebilirim. Bu eleştiriyi de sert bir şekilde değil, olayın akışına uydurarak yapıyor.

Maalesef kitabın kapak tasarımları (benim elimdeki sağdaki) biraz(?) kötü ama içeriğinin çok daha iyi olduğuna sizi temin ederim. 🙂

Kitaptan bir alıntıyla kapatalım;

Uykudaki kişi bilinçli davranışlar sergileyebilir mi? Uykudaki kişinin gördüğü rüyalar gerçek midir? İşte dünyadaki halimiz de bu uyku haline benzer. Eğer insan “ölmeden” yani bedeni ölmeden ölürse, yaşarken uyanırsa, gerçeği görür. Eğer kişi kendini sadece bu bedenin algılarıyla sınırlıyorsa, kendisinin beden ve ruhun ötesinde bir şuurdan, bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi uyanmadan daima ayakta dahi dolaşsa bile uyku halindedir ve gördükleri tamamen bir rüyadan ibarettir.


*Kitabı hediye eden Hasan Yaşar’a teşekkür ediyorum. 🙂

Kitap Adı: Ateşin Aşkı – Semazen’i Öldürmek
Yazar: Fatih Şahin Işık
Yayınevi: Uğur Tuna Yayınları
Sayfa Sayısı: 304 s.
Boyutlar: 14 x 22 cm Eskişehir, 2014
ISBN : 9786059016360

Bedava Ürün, Kullanıcı Sadakati ve Yatırım İlişkisi

bedava-kitabi-chris-andersonChris Anderson’ın Bedava adlı mükemmel kitabında Bill Gates’in 1998’deki bir üniversite konuşmasından şöyle bir bölüm aktarılıyor;

Çin’de her yıl 3 milyon bilgisayar satılıyor olmasına rağmen insanlar yazılımımız için para ödemiyorlar. Ama bir gün ödeyecekler ve eğer bir şeyi çalacaklarsa bizimkini çalmalarını yeğleriz. Alışkanlık geliştirecekler ve biz önümüzdeki 10 yıl içinde bir ara, paramızı toplama yolunu keşfedeceğiz. – Bill Gates

Evet, Windows asla bedava ürün dağıtan bir şirket olmadı ama Bill Gates, aslolan şeyin ‘kullanıcıları ürüne alıştırmak‘ olduğunu 18 yıl önce gayet güzel özetlemiş.

Günümüzün Silikon Vadisi’nde de bu görüşün hakim olduğunu söylemek yanlış olmaz. Girişimler, kullanıcıları ‘bedava’ bir ürüne alıştırmak için yatırım üstüne yatırım alıyor ve belli bir eşiği geçen girişimler gerçekten para kazanmanın bir yolunu buluyor.

Türkiye’de ise bu ara süreci destekleyecek yatırım sermayesi olmadığı için e-ticaret gibi sıcak para getiren işler öne çıkıyor.

Velhasıl kelam, kullanıcılar öyle veya böyle bedava ürün istiyor. Türkiye’de de yeterince ‘risk’ sermayesi yok. Dolayısıyla bu kısır döngüden kurtulmak için, küresel pazara dönük ‘freemium’ işler çıkarmak tek çıkar yol gibi gözüküyor…

Çıldırtan Bir Oyun: Satranç (Kitap Özeti)

satranc-kitabi-stefan-zweigStefan Zweig‘in Satranç adlı kitabı okuduğum en kısa ama en etkileyici kitaplardan biri oldu. Satranç oyununa ilgi çekmesi bir yana Zweig’in psikolojik tahlilleri gerçekten kitaba ayrı bir tat katıyor.

Kitaptaki hikayede aptal olduğu düşünülen bir çocuğun satrançta dünya şampiyonu olması ve takıntılı bir başka satranç oyuncusuyla yaptığı maçlar anlatılıyor. Evet, bu kadar kısa özetlenebilir ama Zweig’in satranç şampiyonu Czentovic ile ‘hiçlik işkencesi’ mağduru Dr. B’in zihnine derin bir yolculuk yapması kitabı şenlendiriyor.

… Ne kadar soyut görünseler de düşüncelerin bile bir dayanak noktası vardır, aksi takdirde devam etmeye, anlamsızca kendi çevrelerinde dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekler, sabahtan akşama ama hiçbir şey olmaz….. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.

Zweig, kitapta hem küçümsediğimiz şeylerde büyük bir cevher olabileceğini hem de yalnızlığın veya hiçliğin fiziksel işkenceyi aratacak bir ızdırap olabileceğini işliyor. Bu da bana askerde bölük komutanımızın bir davranışını hatırlatıyor. Komutanımız, teğmenlik döneminde askerlere klasik cezalar vermek yerine onları tüm işlerden uzaklaştırdığını ve serbest bıraktığını söylemişti. Askerlik ortamında bu inanılmaz bir fırsat gibi gelse de bir ‘hiç’ muamalesi gören askerlerin bir süre sonra buna katlanamadığını söylerdi.

Satrancın, zihinsel enerjiyi dar bir alana toplayarak en yoğun düşüne ediminde bile beyni sulandırmayıp onun kıvraklığını ve esnekliğini arttırmak gibi harika bir avantajı vardır.

Kitabın bana hatırlattığı bir başka şeyse efsane satranç şampiyonu Bobby Fischer‘in hayatını anlatan Şah Mat (Pawn Sacrifice) filmini izlerseniz orada da benzer bir hikaye göreceksiniz. (Fragmanı aşağıda.)

Ayrıca Satranç hakkında bilgi için Barış Özcan’ın ‘Hayat gibi bir oyun‘ videosunu tavsiye ederim. Satranç kitabından kısa bir bölümü de şurada okumuştu.

Girişimcilikte ‘5 Neden?’ Yöntemi

Yalin Yeni GirisimEric Ries’ın Lean Startup adlı kitabı Yalın Yeni Girişim adıyla Türkçe’ye çevrilmişti ve ilk çıktığı dönemlerde okumuştum. Bugün yeniden karıştırdım ve küçük ama önemli bir bölümü paylaşmak istedim.

Ries, girişimcilerin bir sorunla karşılaştıklarında durup 5 defa Neden? diye sormalarını (ve tabi yanıtlamalarını) öneriyor. Bu sayede ‘kök neden’in bulunabileceğini söylüyor ve bunu şöyle örnekliyor;

Bir makinenin durduğunu düşünelim;

  1. Neden durdu makine? Yanıt: Aşırı yüklemeden dolayı sigorta attı.
  2. Neden aşırı yükleme oldu? Yanıt: Rulman yeterince yağlanmamıştı.
  3. Neden yeteri kadar yağlanmadı? Yanıt: Yağlama pompası yeteri kadar pompalamıyordu.
  4. Neden yeteri kadar pompalamıyor? Yanıt: Pompanın mili yırtılmıştı ve tıkırdıyordu.
  5. Neden pompanın mili yırtıldı? Yanıt: Süzgeç yoktu ve küçük bir metal parça içeri kaçmıştı.

Yukarıdaki örneği bir girişim için daha anlaşılır şekilde kurgulayabiliriz. Hatta bazen ‘neden’lerin sayısını artırıp azaltmak gerekebilir. Fakat esas meselenin ‘kök nedeni’ bulmak olduğunu unutmamak gerek. Çünkü sorunun görülen ilk nedeni genellikle asıl neden değildir. O ilk nedene tutunmak sadece sorunu ötelemeye yarar. Yeni sorunların bitmediği girişimcilik macerasında ise sorunları ötelemek istenilecek en son şeylerden biridir.

Hatta girişimciliğe adım atarken bu 5 Neden? yöntemini uygulamak gayet yerinde olur.

Kapitalizm: Bir Hayalet Hikayesi

kapitalizm-bir-hayalet-hikayesi-Front-1Sel Yayıncılık’tan çıkan Kapitalizm: Bir Hayalet Hikayesi‘ni nihayet bitirebildim. Genel bir kapitalizm eleştirisi olduğunu düşünerek almıştım ama Hindistan özelinde olması – muhtemelen başka şekilde göremeyeceğim – farklı bir pencereye kafayı uzatmamı sağladı.

Yazar Arundhati Roy, kitaba adını veren ilk bölümde Hindistan’ın zenginlerini ve ülkenin nasıl paylaşıldığını anlatıyor.

Webrazzi’de Hindistan’ın internet yatırımları yazdığım için kitap daha bir ilgimi çekti. Örneğin Mark Zuckerberg, Bill Gates, Richard Branson (Kapitalizm 24902 diye bir kitabı var) gibi isimlerin yer aldığı küresel iklim değişikliğine karşı kurulan bir organizasyonda yer alan Mukesh Ambani‘nin kim olduğunu bu kitaptan öğrendim.

Ambani, Hindistan’ın en zengin ismi. Serveti 20 milyar dolar. 477 milyar dolarlık Reliance Industries Ltd.’nin çoğu ona ait. RIL ise Hindistan’da 4G bandı yayın lisansına sahip tek şirket olan Infotel’in hisselerinin yüzde 95’inin sahibi ve Ambani’nin bir kriket takımı var.

Diğer yandan arabalarına burun kıvırdığımız Tata‘nın 80 ülkede 100’den fazla şirketi işlettiğini öğrendim. Daha önce paylaştığım gibi Tata, Hindistan’ın en eski ve en büyük özel sektör enerji şirketlerinden biri. Madenleri, gaz yatakları, geniş bantlı haberleşme ağları ve daha fazlasına sahip bir şirket. Kitaba göre bazı kasabaların tamamı Tata’nın. Taj Hotel zinciri, Jaguar, Land Rover, Daewoo da. Yazar şöyle diyor;

‘Tata’nın şöyle bir reklam sloganı pekala olabilir: Bizsiz Yaşayamazsınız.’

Vikipedi‘ye göre savaş karşıtı bir eylemci olan Arundhati Roy, kitabın sonraki bölümlerde biraz daha iç siyasi gelişmelere ve özellikle Keşmir Sorunu‘na ve Keşmir’in Hindistan hükümeti tarafından sömürülmesine parmak basıyor. Dört kez patlak veren Pakistan-Hindistan savaşlarının temel noktalarından biri olan Keşmir ile ilgili bir kaç direnişçi hikayesine yer veriyor ve kitabın sonunda Occupy Hareketi’ne ve kapitalizm karşıtı direnişlere selam göndererek Halk Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasını paylaşıyor.

Müslümanlara uygulanan Gücerat Pogromu (Gücerat Soykırımı) ve 2001’de Pakistanlılar tarafından yapıldığı düşünülen parlamento baskını kitapta dikkatimi çeken diğer bazı detaylar. Kuru ve abartılı bir kapitalizm eleştirisinden ziyade sakin bir kitap ortaya koyan Arundhati Roy’un diğer kitaplarına göz atmanızı önerip bir kaç alıntıyla bu kitap özetini de kapatayım;

  • Şirket hayırseverliğinin çağdaş hafızalardan silinip giden büyüleyici tarihi, 20 yy. başlarında, bağışlarla işleyen vakıf şeklinde yasal bir çerçeveye oturtulmasıyla birlikte ABD’de başladı. Böylece kapitalizimin (ve emperyalizmin) yolunu açan, sistemin devamını sağlayan devriye rolü misyonerlerden şirketlere geçti. Rockfeller Vakfı, Ford Vakfı, Carneige Corp. vs.. (bu konuda ayrı bir paylaşım yapabilirim)
  • 1919’da ABD’de alışveriş merkezi sahibi Edward Filene, işçilere geri ödeyebilecekleri krediler vererek kitlesel bir tüketim toplumu yaratılabileceğine ve ulusal gelirlerin eşitlikçi dağıtılabileceğine inanmıştı. Kapitalistler, fikrin ilk bölümüne daha çok ilgi gösterdiler ve çalışan insanlara on milyonlarca dolarlık ‘geri ödeyebilecekleri’  kredi dağıtarak ABD işçi sınıfını sürekli borç içinde olan, benimsedikleri hayat tarzına para yetiştirmeye çalışan insanlara dönüştürdüler.
  • Yıllar sonra bu fikir Muhammed Yunus ve Garmen Bank’in verdiği mikrokredilerle Bangladeş’in yoksullaştırılmış kırsal kesimlerine kadar sızdı ve yıkıcı sonuçları oldu (bu konuda aksi iddilar da var tabi). Hindistan’daki mikrofinans yüzlerce intihardan sorumludur. 18 yaşındaki bir kızın intihar mektubunda şu yazıyordu; Çok çalışın, para kazanın. Kredi almayın.
  • Savaşlarda silahlara ihtiyacımız var mı? Yoksa silah pazarı yaratmak için savaşlara mı ihtiyacımız var? Sahi Avrupa, ABD ve İsrail ekonomileri büyük ölçüde silah sanayilerine dayanmıyor mu? Çin’e üretim yaptırmadıkları tek alan bu.
  • Günde 20 rupiyle yaşayan 830 milyon insan…
  • ABD’nin ‘stratejik ortağı’ olmak, devlet başkanlarının birbirlerine arada sırada dostane telefonlar edip durduğu anlamına gelmiyor. Her düzeyde işbirliği (müdahele) anlamına geliyor. ABD Özel Güçleri’nin Hindistan topraklarında konuşlandırılması, istihbarat paylaşımı vb. anlamlara geliyor. … Hindistan’ın dans pistinde kendisine ayı gibi sarılan bir partnerle dans ettiği, dans etmeyi reddettiği anda yakılıp yıkılacağı eşitsiz bir ortaklık anlamına geliyor.

Üniversite konuşmasından;

  • Biz bugün burada konuşurken ABD ordusu Irak ve Afganistan işgallerini sürdürüyor. İnsansız Abd uçakları Pakistan ve ötesinde sivilleri öldürüyor. On binlerce ABD askeri ve ölüm müfrezesi Afrika içlerine ilerliyor. Trilyonlarca dolarınızı Irak ve Afganistan işgallerinde harcamaları yetmiyormuş gibi şimdi de İran’a savaş lafları konuşulmaya başlandı (şu anda ABD ile İran barışmış durumda) Büyük Bunalım’dan bu yana silah imalatı ve savaş ihracatı ABD’nin ekonomisini canlandırmasının temel yolları olageldi. Daha geçenlerde Barack Obama yönetimindeki ABD, Suudi Arabistan ile 60 milyar dolarlık bir silah anlaşması imzaladı. Benim ülkem Hindistan’a 5 milyar dolarlık askeri uçak sattı; benim ülkemde Afrika’nın en yoksul ülkelerindeki yoksulların toplamından daha çok yoksul var. Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalanmasından, Vietnam’a, Kore’ye, Latin Amerika’ya kadar tüm o savaşlar milyonlarca can aldı, hepsi ‘Amerikan hayat tarzını’ garantiye almak için yapıldı.
  • Taleplerimiz şunlardır; 1) Şirketler aradı sahipliğe son verilsin. Örneğin silah imalatçıları televizyon kanalı sahibi olmasın. 2) Su, elektrik, sağlık ve eğitim gibi doğal kaynaklar ve temel altyapı özelleştirilmesin. 3) Herkesin barınma, eğitim, sağlık hakkı vardır. 4) Zengin çocukları ebeveynlerinin varlığını miras alamasın.

10 Maddede Google’ın Strateji Kontrol Listesi

google-nasil-yonetiliyor-kitabiDaha önce Google Nasıl Yönetiliyor? adlı kitaptan bahsetmiştim. Kitapta altını çizdiğim çok yer var ve dönüp bir daha okuyabilirim ama kitaptaki ‘Strateji Kontrol Listesi’ni burada paylaşmak hızlıca istedim.

Altını çizmek gerekirse bu stratejiler kitabın yazarları Eric Schmidt ve Jonathan Rosenberg’in deneyimlerine dayanıyor ve Google’ı bugünlere getiren stratejiler olduğu söylenebilir. En azından açıklanabilir olanlar. 🙂

Lafı gevelemeden hemen bu strateji tavsiyelerini sıralayayım;

  1. 5 yıl sonra ne olacağınızı düşünerek stratejinizi belirlemeye başlayın ve sonrada geriye doğru işe koyulun.
  2. Teknolojinin her geçen gün maliyet eğrilerini daha da aşağı çektiği üretim faktörlerini veya bir anda ortaya çıkabilecek platformları özenle değerlendirin.
  3. Günümüzde artık neredeyse kusursuz hale gelen bir pazar bilgisi ve çok çeşitli sermaye imkânları var. Tam da bu yüzden bir ürün veya platformla öne çıkmalısınız. Zamanınızın çoğunu o ürünü veya platformu daha iyi nasıl yapacağınıza ayırın.
  4. Gelecek 5 yıl içinde bir çok pazarda ‘rahatsız edici’ şirketler ve fırsatlar olacak. Bu rahatsız edici yeni çocuklar sizi nasıl etkileyecek?
  5. Rahatsız edici bir şirket ortaya çıkması durumunda eğer yerleşik şirketseniz rahatsız edici yeni girişimi satın alabilir, aynı platformu kurabilir veya görmezden gelebilirsiniz. İlk ikisini yapacak olursanız, o şirketin karşı koz olarak kullanabileceği seçenekleri ve teknik bilgiyi en az onlar kadar iyi bilmeniz gerekir.
  6.  Eğer rahatsız edici şirket sizseniz, yeni bir ürün icar etmeli ve işinizi merkeze o ürünü koyarak kurmalısınız. Yerleşik şirketlerin sizi durdurmak için kullanabileceği araçlara (iş ilişkileri, yönetmelikler, yasalar vs.) ve önünüze çıkaracakları engellere karşı hazırlıklı olmalısınız. Size yardımcı olmayı amaçlayan diğer oyuncuların rolünü de gözden kaçırmayın.
  7. Zorlu bir zaman çizelgesi oluşturup ulaşmak istediğiniz son noktayı net bir şekilde belirleyin. Büyüme çok önemlidir. İnternet çağında okuduğunuz tüm başarı hikayeleri, büyüdükçe daha iyi ve daha güçlü olan büyük platformları kapsar.
  8. Pazar araştırmalarını ve rekabet analizlerini kullanmayın. Slaytlar tartışmayı bitirir. Odadaki herkesin fikrini alın.
  9. Tekrarlama, stratejinin en önemli parçalarından biridir. Yine de bunlar her zaman çok ama çok hızlı ve öğrenmeye dayalı olmalıdır. Tüm büyük ve başarılı firmalar bir sorunu alışılmadık yollarla çözdüler, o çözümü hızla büyütüp yayılma için kullandılar ve başarıları büyük oranda ürünlerine bağlıydı.
  10. Yanınızda görmek istediğiniz insanları dikkatle seçin. Sadece uzun süredir sizinle birlikte olan veya en iyi okuldan mezun olup en iyi yüksek lisans derecelerini alan, titri en yüksek kişileri barındırmayın. Onların yanına bulabildiğiniz en iyi üretken akılları ve değişim yolunda size farklı bakış açısı sunabilecek insanları yanınıza alın.

Google Nasıl Yönetiliyor?

arka-kapak-sayi-6Son dönemin güzide kitap ve kültür dergisi Arka Kapak‘tan bir iki yazımda alıntı yapmıştım. Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu gibi isimlerle daha da güçlenen Arka Kapak’ın bu ayki sayısına nacizane ben de bir katkıda bulundum. Eric Schmidt ile Jonathan Rosenberg’in ‘Google Nasıl Yönetiliyor?‘ adlı kitabının bir değerlendirmesini yazdım.

Arka Kapak’ı Babil.com’dan veya gazete bayilerinden alabilir, Arkakapak.com adresinden bazı içerikleri gecikmeli de olsa takip edebilirsiniz.

Başlıktaki sorunun cevabını isteyenlerse aşağıdaki çok kısa özete göz atabilir;

  1. İşe alım konusunu ciddiye alın ve bu işe gerçekten zaman ayırın.
  2. Sadece üretken akılları (parlak zihinleri) işe alın.
  3. Üretken akılları kaybetmemek için elinizden geleni yapın.
  4. Gözden kaçan çürük elmaları, sahtekarları gönderin.
  5. Üretken akıllıları yönetmeye çalışmak yerine onlara özgürlük ve rahatlık sunun.
  6. Pazar araştırmalarına değil, teknik bilgiye güvenin.
  7. Verilere dayanarak karar verin.
  8. Sabırlı olun, bilgilenin ve alternatif oluşturun.
  9. Geleceğe hazırlıklı olun, hiçbir şirket sonsuza kadar kazanmaya devam edemez. Evet, Google dahil.
  10. Kötülük yapmayın(!).

 

Copyright © 2022 Fırat Demirel

Temanın tasarımcısı: Anders NorenUp ↑