Dün bizim kapının önünde rastladım Dominik‘e. Sırt çantasıyla ve kısa şortuyla bir gezgin olduğu belliydi. Bir arayışta olduğunu anladım ama hemen gelip konuya girmedi. Doğal olarak biraz çekingendi.

Ama ben delilerle, çocuklarla ve turistlerle konuşmaya fırsat kollarım. Çıkarsız ve önyargısızdırlar. Ayağıma gelen bu şansı da kaçırmak istemedim. Gülümseyip muhabbeti araladım. İngilizce bildiğimi öğrenince çok sevindi. ‘Otostopla geziyorum, Iğdır’a gideceğim’ dedi. Ya gel biraz dinlen yine gidersin, dedim.

Dominik’i aldık dış kapıdan içeri. Bir şeyler ikram ettik. Konuşmaya başladık.

Dominik’in Instagram hikâyesinden ekran görüntüsü aldım.

İnsan kaynakları üzerine çalışırken istifa edip yola çıkmış. Otostopla geziyor. Arkadaşları bizim buraları tehlikeli buluyormuş ama ‘Ben öyle olmadığını göstermek istedim’ dedi Dominik. Elindeki mesaj da bunu gösteriyor zaten. Hem şaşırdım hem takdir ettim.

Dominik İngilizce bilmeyen kişilere bu yazıyı gösteriyormuş.

Abimin dediğine göre günde 2 avroya geçinebiliyormuş Dominik. Bulursa bir yerde konaklıyor, olmazsa çadırını kuruyor. Instagram hesabından da macerasını paylaşıyor. Polonyalı merkezli bir site üzerinden finansal destek de topluyorum dedi. O sırada ben de Patreon’dan, Ko-Fi’den falan bahsettim, Stripe’ı bilmediğini farkettim. Bu arada internetime bağlandı, Instagram’da bir iki paylaşım yaptı. Ben de yukarıdaki fotoğraf çektim. Dayım ‘Fazla gecikmesin’ deyince Dominik’i gideceği taraf bırakalım dedik abimle.

Çıkında bizim evin hemen yanındaki çeşmeden su doldurdum Dominik’in pet şişesine. Kendisi gelirken doldurmamış, içilebilir olduğundan emin olmadığı için. Suyu da alınca Dominik’i otoyola (Digor yolu) çıkardık arabayla. Askerlikten bu yana otostop çekmemiştim. Dominik için elimi kaldırdım ve nedense daha özgüvenliydim. En sonunda bir araç durdu. Araca gittim, konuyu anlattım. ‘Iğdır’a gidiyorum, tamam, gelsin.’ dedi. Bindirdik gönderdik Dominik’i Iğdır’a.

Biz otostop çekerken Dominik de Instagram’a hikaye atıyordu.

Akşamüstü Dominik’in hikâyelerine baktım, çok şükür Iğdır’a sağ salim varmış. Oradan Doğu Beyazıt’a ve İran’a gideceğini söylemişti. “Net bir ajandam yok diyor. Ne zaman memleketine döneceği belirsiz.” demişti. Biz dünyaya deli gibi tutunurken, onun bu derviş meşrepliği yine aklımı kurcaladı..

N’olur n’olmaz diye numaraları da değiştik Dominik ile. Şimdi Instagram’dan takip ediyorum kendisini. Siz de takip edip bir gezginin macerasına şahit olabilirsiniz. 😉

Dipnot1: Üniversitedeyken öğrenci evimize Suriye taraflarına giden Praglı gençler gelmişti. Akşam üstü konuşmuştuk işi gücü, aileyi bırakıp dünyayı gezme meselesini. O zamanlar Instagram falan da yoktu. Sabah evdeki bir kartpostala kısa bir mesaj yazıp bırakmışlardı. (Instagram’daki ilk fotoğraflarımda var.) Dominik ile işin felsefesine girmedim ama o da ayrılırken bastırdığı teşekkür etiketini verdi. Polonya’nın Stickker.net‘inden bastırmış olabilir. Polonya hakkında Türkçe bilgi hazinesi Polonyadan.com‘u da paylaşmadan geçmeyeyim.

Dipnot2: Lisedeyken (1999-2000) yine bir Japon turisti gezdirmiştik Kars’ta. Kazuko Kikuchi, onun hikayesini de yazarım belki. O güne kadar sağlıcakla kalın. 🙂