Tag: Linkedin

Hangi Platform Daha Çok Okunuyor?

Geçen hafta yazdığım ‘PayPal Mafyası ve Max Levchin’in Hikayesi’ başlıklı yazımı bir ilke imza atarak 4 farklı platformda (WordPress, Medium, LinkedIn Pulse, Facebook Notes) yayınladım. Bugün de tüm platformlardaki tıklanma, okunma ve paylaşım sayılarını kıyaslayarak aynı yazının farklı platformda etkileşimine baktım. İşte sonuçlar;

Firat Demirel

Peki bu tablo ne ifade ediyor? Hemen yazayım;

  1. Medium açık ara en çok okunan platform. Bunu daha önceki paylaşımlarından da gördüm. Hem takipçilere direkt bildirim gitmesi hem de iç etkileşim oldukça iyi. Üstelik Medium’da okunma oranını görmek mümkün. Mesela bu yazının okunma oranı yüzde 72, yani 426 kişi tıklamış ve 308 kişi okumuş. 24 kişi yazıyı beğenip tavsiye etmiş. Sanırım 7 kişi de bu yazıdan sonra Medium profilimi takip etmeye başladı.Okuyucuların satırların altını çizebilmesi de ayrı bir güzellik. Tabloya eklemedim ama Medium’da 1 tane de yorum geldi. Yazı bazında trafik kaynaklarını görebilmek güzel, Google’dan 6 kişi gelmiş mesela. Medium Türkçe gibi bir yayına katılmak büyük avantaj, 182 kişi oradan gelmiş. Medium’da haftanın yazıları arasına girersem bu rakamlar daha da artacak.
  2. WordPress canımın içi. Ama Medium kadar prim yapmıyor. Diğer sosyal ağlarda ilk olarak blogumun bağlantısını paylaşmama rağmen okunma sayısı 188’de kaldı. Paylaşım düğmelerinde 7 Facebook, 9 Linkedin paylaşımı gösteriyor ama bu kadar paylaşıma bu kadar tık almak da pek hayra alamet değil.Wordpress’te okunma oranını bilmiyorum.Wordpress beğenme butonunu kaldırdığım için onu ölçemiyorum ama zaten kimse kullanmıyordu. Kendi kendi yazılarımı beğenerek şimdiye kadar toplam 20 beğeni alabildim. 🙂 Yorum hiç yok. WordPress’in belki de en büyük avantajı uzun vadede arama motorundan trafik getirmesi. WordPress’te sanırım 14 kadar e-posta abonem var ama onlar yazıyı okudu mu okumadı mı bilinmez.
  3. LinkedIn bi değişik. Takip edenlere bildirim gönderiyor ama bağlantı sayım Medium’un iki katından fazla olmasına rağmen okunma sayısı 99’da kaldı. 11 kişinin beğenmesi güzel bir oran. İki paylaşım da idare eder. Ama LinkedIn’in diğerlerinde olmayan avantajı var; yazıyı okuyan kişiler hakkında detaylı sektörel bilgi veriyor. LinkedIn’de trafik kaynağını gösteriyor.
  4. Facebook tabir-i caizse leş. Sadece 5 kişi okumuş. Herkes mi blogumdaki yazıya tıkladı? Tabi ki hayır. Fıt fıt resimleri geçmek varken, kim durup da yazımı okuyacak? Üstelik yazımı sadece kendim paylaştım ve kendim beğendim. Kendimi köyde sadece 1 oy alan evli ve çocuklu muhtar gibi hissediyorum. Gelgelelim Facebook Notes şeklini Medium’a benzetiyor. Sessiz bir hareketlenme var o tarafta. Ama 5 yıl önce yazdığımı tekrarlamak isterim; Facebook interneti yutan bir kara deliktir.

Bundan sonra Medium’a geçiş yapacak mısın?* diye sorarsanız, ‘henüz değil’ derim. WordPress’te yazıp Medium ile yayılmayı düşünüyorum. Yazı otomatik olarak Medium’da yayınlanıyor. Linkedin’e eklemeyeceğim muhtemelen. Facebook avucunu yalasın. Sahi bi Google+ vardı, o n’oldu?

WordPress mi Medium mu?

Linkedin Endorsement Sistemini Düzenlemek

Kendime ilk meydan okumam: Sosyal ağ uygulamalarına veda

2015’te yapmak istediklerimden biri de en büyük düşmanım olan ‘kendime’ meydan okumaktı. Bu ay başından beri yapmaya çalıştığım meydan okumayı nihayet yazıyorum.)

Öncelikle konuyu bilmeyenler için ‘kendine meydan okumanın tanımından bahsedelim. ‘Güçlü bir alışkanlığı belirli bir süre (1 hafta/1 ay) terketmek veya sürekli yapması zor olan bir aktiviteyi düzenli olarak yapmak.’ şeklinde tanımlanabilir, ben ise ‘tembelliğe ve zaman kaybına karşı bir direniş‘ olarak özetliyorum. Kısa veya uzun vadeli bir direniş. Bu yazdığım uzun vadeli.

Ne yapıyorum?

Sosyal ağların mobil uygulamalarına veda ediyorum. Facebook uygulamasını zaten kullanmıyordum. Instagram uygulamasını da bir yükleyip bir kaldırıyordum. Linkedin‘de kararsız kaldım ama onu da kaldırdım. Yine bir gün Twitter’a takılmışken, bu işe bir dur demek gerektiğine karar verdim ve en çok kullandığım Twitter uygulamasını da kaldırdım ve bunun bir meydan okuma olduğuna karar verdim.

Aslında Twitter’da az sayıda kişiyi takip etmeye çalışan ve bilgi bombardımanından kaçmaya çalışan biriyim. Son zamanlarda biraz fazla kişiyi takip edince (şu anda 354) bir çok kişiyi sessize aldım, herkesi sessize almayı bile düşündüm.

Çok önceleri kişisel paylaşımları ilgimi çekmeyen Serdar Kuzuloğlu’nun sadece blogunu takip etmek amacıyla @Mserdarkblog hesabını bile açmıştım. Twitter’ın ve Instagram’ın hayatımızdan ne kadar çaldığını gerçekten hayal bile edemeyiz. Sonuçta öğrendiğimiz de gereksiz tonlarca şey. Arada bazı iyi şeyler de çıkmıyor değil;

Amacın nedir kuzum?

Amacım mobile takılıp kalmaktan kendimi kurtarmak, ‘gereksiz taramaları kaçınmak’ ve o süre içinde daha faydalı bir şeyler yapmak. Pocket‘a attıklarımı okumak ve benim için esas olan e-posta, blog ve RSS üçlüsüne daha fazla vakit ayırmak istiyorum. Mobilden kopunca bilgisayarda da sosyal ağlara harcadığım vakti azaltacağımı umuyorum. Diğer blog yazılarına ilişkin fikrimi Twitter’da değil, o blogda yorum olarak paylaşmak istiyorum. (Bkz: Ne güzel yorumlardık eskiden.)

Her ne kadar çok etkisi altında kalmasam da, bildirim çılgınlığına (RIP Gigaom) da dur demiş oluyorum.

Tabii bir de bilgisayarı açmadığım her an hayata daha fazla vakit ayırmış oluyorum.

Ya bir şeye bakmak, ‘tweet’ atmak istersen? Ya bir şey kaçırırsan?

Bir elim Twitter’a uzanabilsin diye Hootsuite‘yi indirmiştim ama onu da kaldırdım. Buffer ile sosyal ağlara arada bir ileti göndermeyi sürdürüyorum.

FOMO‘dan muzdarip değillim artık.  Çok lazım olursa mobil tarayıcımdan (Firefox) girebilirim ama önemli bir şeyi kaçıracağımı sanmıyorum. Gerekirse Instagram’ı yükleyip kaldırabilirim ama elinizin altında bir uygulama olmayınca ilk anda paylaşmayı düşündüğünüz şeylerin aslında gereksiz olacağını anlıyorsunuz. Twitter için de bu böyle. Askerdeyken dünyanın bensiz de döndüğünü ve kaçırdıklarımın çok önemli olmadığını pekala gördüm.

Sosyal medya orucu yapmıyorum. Bir hafta bırakıp yine gelmek, spora bir hafta gidip bırakmak gibi bir şey. Bu yaptığımın işe yarayıp yaramadığını okumaya ve yazmaya ayırdığım sürenin değişimiyle ölçeceğim.

Buraya kadar okuduysanız, saygılarımı sunuyorum.

*Ahmet Alpat’ın meydan okumalarına bakınca görmüştüm, Matt Cutts’ın ‘30 days challanges‘ listesi almış yürümüş. Önümüzdeki dönemde faydalanmaya çalışacağım.