Yandex.Metrica

Fırat Demirel - Teknoloji, İnternet, Hayat

Page 3 of 22

Big Data @ Work – Kitap İncelemesi

(Açıklama: Bu yazı ilk olarak Arka Kapak dergisinin Nisan sayısında yayınlanmıştır. Buradaki sürüm Arka Kapak’ta yayınlanan yazıdan küçük farklılıklar içermektedir.)

big-data-work-kitap

Amerika’nın en sevdiği turta hangisidir? The Economist’in deneyimli Veri Editörü Kenneth Cukier bu soruyla başlamıştı büyük veriyi anlattığı TED konuşmasına. Elmalı turtayı başarılı bir şekilde büyük veriye bağlarken, konuşmasının sonunda verdiği mesaj netti; iyisiyle kötüsüyle büyük veri denizine dalmanız gerekiyor.

Aslında teknoloji dünyasının büyük veri kavramına yıllar önce göz kırptığını söylemek yanlış olmaz. 2000’lerin başında durağan verileri geleneksel analitik araçlarıyla masaya yatıran Silikon Vadisi, artık ‘hızlı, akıcı ve karmaşık’ veri akışını tanımlamak için kullanıyor büyük veri terimini.

Uluslararası Analitik Enstitüsü’nün kurucularından olan ve enstitünün araştırma direktörlüğünü yapan Thomas H. Davenport, analitik konusuna kafayı takan ve bir çok kitap yazan bir isim. Büyük veri konusuna giriş yapacaklar için de fikirlerini Big Data @ Work adlı kitapta okuyucularıyla paylaşıyor.

Büyük Veri Nedir?

Davenport, ‘büyük veri’ tamlamasında birinci kelimeye odaklananların yanlış yaptığını söylüyor ve ekliyor;

“Büyük veri terimi teknik olarak 100 terabayt ile 1 petabayt arasındaki yelpazeyi kapsar ama sizin için verilerin miktarı değil, onu nasıl analiz ettiğiniz önemlidir.”

Tecrübeli profesör, büyük veri konusunda derin analizler sunmak yerine, sorunu ve çözümü tespit etmenize yarayacak harekete geçirici tavsiyelerde bulunuyor. Örneğin Davenport’a göre bazı sektörlerin önceliği olsa da büyük veri analizi tüm sektörlerin dikkate alması şart.

“Büyük verinin işinizle hangi alanlarda örtüştüğünü düşünün ve hedefinizi belirleyin.”

diyor Davenport. Yeni teklifler mi geliştirmek niyetindesiniz, yoksa daha iyi ürünler mi? Maliyet tasarrufu mu sağlamak istiyorsunuz, yoksa zaman tasarrufu mu? Peki ya kazanacağınız ekstra zamanı nasıl kullanacaksınız?

V (3 + 2)

Bu soruları yanıtladıktan sonra sıra geleneksel analitik anlayışının aksine, dışardaki veriye odaklanmaya geliyor. Zira dışardaki hızlı ve yoğun veri akışı, içerdeki sınırlı ve sabit veri kümesinden daha büyük bir potansiyel taşıyor. Yöneticilerin de Üç V (volume: hacim, variety: çeşitlilik, velocity: hız) odaklı düşünmesi ve mümkünse bunlara iki V daha (veracity: doğruluk, value: değer) eklemesi gerekiyor.

Davenport’un bu kitapta işin teknoloji tarafına girdiği pek söylenemez. Sadece Hadoop, MapReduce gibi altyapılarla Python, Pig, Hive gibi bu dikeyde işe yarar betik dillere değinerek işin teknik jargonuna aşinalık kazandırıyor ama ısrarla altı çizilen bir başka detay var. Davenport, Google’ın rahle-i tedrisinden geçmişçesine, yetenekli insan kaynağına (veri bilimcisinden bahsediyor) vurgu yapıyor. Güvenilir (bu nokta önemli) ve yetenekli veri bilimcisi bulmanın kolay olmadığını, hatta şirketlerin kendi içinde bu konuya eğilmesi gerektiğini de öneriyor.

Sözün özü; ister ‘Her şey bir bilgi parçasıdır’ sözünden hareketle, ister ‘In God we trust, everyone else bring data’ sözünün ışığında düşünün; büyük veriye kayıtsız kalmak (toplayıp analiz etmemek) zamanla yok olmayı beklemekle aynı anlama geliyor.

Şener Şen’i Görme İhtimali 

Şener Şen’in çok güzel bir adam olduğuna dair şu hatırayı okuduktan sonra kendi hatıramlarım aklıma geldi. Aslında benimkiler Şener Şen’siz Şener Şen hatıraları ama yine paylaşmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Şener Şen’in komedi filmlerini sevmeyelerin sayısı çok azdır. Yavuz Turgul’un yönettiği Eşkıya, Kabadayı, Gönül Yarası gibi filmler ise Şener Şen’e ikinci baharını yaşatmış ve dertli gönüllere adını iyice kazımıştır. Sanırım abimin de etkisiyle yeşeren bendeki Şener Şen sevgisiy de ilk kez üniversiteye hazırlanırken dışa vurdu. Otomatik okunan optik formlara herkes farklı isimler işaretlerken benim kodladığım isimdi Şener Şen. Deneme sonuçları açıklanınca gidip listedeki Şener Şen’in kaç puan aldığına bakıyordum.

Sonra bir gün Şener Şen’i filmlerde izlediğimiz şehre, İstanbul’a geldim. Eşkıya ile artan sevgim beni Şener Şen’in peşine düşürmedi ama onunla yan yana oturdum, hem de belediye otobüsünde. Yani onun gibi bir şey oldu.

Sanırım 2007-2008 yıllarıydı. Bir akşam üstü üniversiteye, Avcılar’a dönüyorum. Ben ayaktayken, oturan kısa kır saçlı bir adam dikkatimi çekti ve aklımda bir tartışmadır başladı.

— Şener Şen değil mi o?
+ Yok canım, koskoca Şener Şen’in belediye otobüsünde ne işi var. Hem de bu saatte. Hem de Avcılar’a giden otobüste. Öğle vakti Nişantaşı’na giden otobüs olsa hadi neyse.
— Tamam da Şener Şen bu. Samimi, halka yakın adam. O binmeyecek de kim binecek. Ama emin olmam lazım. Ne yapsam acaba?
+ Yanına otur.
— Eee?
+ Sesini duyarsan tanırsın.
— Ne diyeceğim peki? Pardon siz Şener Şen misiniz? diyemem heralde.
+ Yok, saati sorarsın. İlla ki bir şey söyler. Ama önce şu kol saatini gizle.
— Peki…
(Biraz bekleyip cesaretimi topladım.)
+ Afedersiniz, saat kaç acaba?
— Dokuz buçuk.
… (sessizlik)

Adamın ağzından laf almayı başardım ama yanıt hem çok kısa olmuş hem de bana aradığım ses tonunu vermemişti. Halbuki aynen Şener Şen’in Eşkıya filmindeki haline benziyordu. Biraz sonra Şener Şen’i görme hayalimi de otobüste bırakıp indim. Ama kim bilir, belki bir gün benim de Şener Şen ile veya Şevket Altuğ ile tanışma hayalim gerçek olur. Neden olmasın?

Bonus: Yüreğinize dokunacak Şener Şen replikleriVikipedi

16 Saatlik SEO Eğitimi

Türkiye’de arama motoru optimizasyonu (SEO) konusunda başvuru kaynağı olmak isteyen AramaMotoru.com bu ay sonunda 16 saatlik bir SEO Eğitimi düzenliyor.

Hasan Yaşar‘ın vereceği eğitimin konuyu temelden ele almak isteyenlere oldukça faydalı olacağına inanıyorum. Aşağıda detaylarını paylaştığım eğitime inşallah ben de katılacağım. 😉

Normal kayıt ücreti 350 TL + KDV (413 TL) ama öğrenciler indirimli kayıt olabiliyor. Birinci dereceden şehit yakınları, gaziler ve engelliler içinse ücretsiz kontenjan mevcut. Kayıt için Biletino’yu ziyaret edebilirsiniz.

AramaMotoru.com SEO Eğitimi

Tarih: 27 – 28 Ağustos 2016 (Saat: 09:00 – 18:00 Arası / Toplam 16 Saat)

Yer: Koç Üniversitesi Girişimcilik Araştırma Merkezi (KWORKS)

Katılımcılara verilecek sertifikayla AramaMotoru.com’un gelecek eğitimlerine indirimli katılmak mümkün olacakmış.

İçerik:

  1. Arama motorları nasıl çalışır?
  2. SEO nedir ve neden gereklidir?
  3. SEO’nun temelleri
  4. Kelime analizi nedir? Nasıl yapılır?
  5. Site içi linkleme nedir? Site link ağacı nasıl oluşturulur?
  6. Site haritası nedir? Nasıl oluşturulur?
  7. Domain ve SEO
  8. SEO Araçları ve Servisleri
  9. Backlink nedir?
  10. Nasıl backlink elde edilir?
  11. SEO için içerik nasıl üretilir?
  12. Site hızının SEO’ya etkisi nedir? Nasıl sitemizi hızlandırabiliriz.
  13. Sıkça yapılan hatalar nedir? Nasıl çözeriz?
  14. Schema (microdatalar)
  15. Site analizi için araçlar nelerdir? Siteyi nasıl analiz ederiz?

Ernest Hemingway’den Yazarlara Tavsiyeler

Yazmak-Uzerine-Ernest-Hemingway-Kitap-OzetiABD’li romancı, kısa hikâye yazarı ve gazeteci Ernest Hemingway‘in (1899 – 1961) Yazmak Üzerine adlı kitabından tavsiyeler paylaşacağımı daha önce söylemiştim. Bu küçük kitap Hemingway’in bir eseri değil ama onun yazmak ve yazarlık üzerine farklı paylaşımlarını, tavsiyelerini bir araya getiren güzel bir kitap.

Kitapta farklı başlıklar altındaki paylaşımlar ve tavsiyelerden bir kısmını derlemek istedim. İyi bir çocuk olursak, belki biz de Hemingway kadar etkili bir yazar olabiliriz.

Yazarlık Nedir?

  1. Düz yazının kuralları uçuş matematik ve fizik kuralları kadar gerçektir.
  2. Bütün iyi kitapların ortak bir özelliği vardır; gerçekte olanlardan daha sahicidirler.
  3. Kimse bilemez anlayamaz ve hiç kimse işin sırrını veremez. İşin sırrı şiiri düzyazı gibi yazmak ve bu da yapılması en zor şey.
  4. Sembolizm falan yoktu. Deniz denizdir. Yaşlı adam yaşlı adamdır. İnsanların sembolizm dediği şey saçmalık. Bundan ötesini  ancak zaten biliyorsan görürsün. (Hemingway’in bu konuda farklı bir iki paylaşımını da hatırlar gibiyim, zira tavsiyeler kronolojik olarak listelenmemiş.)
  5. Her okuyuşta yeni bir şey görür veya öğrenirsin. 
  6. Öyküleri  uydururken onları anlatıcının başına geçmiş gibi yazman gerekir. Eğer bunu yeterince iyi kotarırsan okuyucuyu da olayların kendi başından geçtiğine inandırabilirsin.

Yazarın Özellikleri

  1. Öncelikle yetenek olmalı. Hem de büyük bir yetenek. Sonra disiplin olmalı, sonra ise olasılıkları kucaklayan bir kavrayış ve taklitçiliği önleyecek katışıksız bir bilinç gerekli.
  2. Yazar zeki olmalı, önyargısız olmalı ve en önemlisi hayatta kalabilmeli. Zaman öylesine kıt ki yazarın en büyük başarısı hayatta kalmak ve işini getirebilmektir.
  3. Yazarlığı son derece ciddiye almak iki mutlak gereklilikten biridir İkincisi ise maalesef yetenektir.
  4. Hak ve haksızlık anlayış olmayan bir yazar roman yazacağına kalkıp özel çocukların gittiği bir okulun yıllığına düzenlesin daha iyi.
  5. İyi bir yazar mümkün olduğunca her şeyi bilmelidir. Tabii ki her şeyi bilemeyecektir. Çabucak öğrenemeyecek bazı şeyler vardır ve onları öğrenmenin bedelini elimizdeki tek şey olan zamanla ağır bir şekilde öderiz ki onlar hayattaki en basit şeylerdir. Onları bile öğrenmek hayat boyu sürer.
  6. Dürüstlük dışında iyi bir yazarın sahip olması gereken tek şey hayal gücüdür. Hayatta ne kadar çok şey öğrenirseniz hayal ettikleriniz o kadar gerçekçi olur.
  7. Bir yazar için küçük yaşta en iyi alıştırma mutsuz bir çocukluktur.

Yazarlara Tavsiyeler

  1. Başta nasıl olduğuna bak. Yazar tepeden tırnağa enerji ve heveste doludur ama okuyucuya hiçbir şey aktaramaz. Sonra enerjini harcarsın, hevesin geçer ama nasıl yazacağını öğrenirsin ve gençliği geride bıraktığında yaptığın iş gençken yaptığından daha iyi olur.
  2. Bazen bir öyküye başlayıp tıkandığında, endişelenme. Nasıl her zaman yazdıysan şimdi de yazacaksın. Tek yapman gereken doğru bir cümle yazmak. Bildiğin en doğru cümleyi yaz. Ben böyle diye düşünürüm.
  3. Yazmaya çalışırken en zor şeyin olan biteni, yaşadığın duyguları uyandıran esas eylemleri yazıya dökmek olduğunu farkettim.
  4. Bir yazar kendini nasıl eğitir? Önünde olup biteni izle. Etrafındaki sesleri ve söylenenleri hatırla. Sende duygu uyandıran şeyi, heyecanı yaratan eylemi bul. Sonra bunu net olarak okuyucunun da anlayabileceği ve senin aynı şekilde hissedebileceği şekilde yaz. Bu dört dörtlük bir egzersizdir.
  5. Veya değişiklik olsun diye bir başkasının kafasına gir. Sadece kimin haklı olduğunu düşünme. Bir insan olarak kimin haklı kimin haksız olduğunu bilirsin. Karar vermen ve bu kararları uygulaman gerekir. Bir yazar olarak ise yargılayamazsın, anlamazlısın.
  6. İnsanlar konuşurken onları tamamiyle dinle. Kendi söyleyeceğin şeyi düşünme. Bir yazarı kurutan işte budur, dinlememek.
  7. Harika olan ise dayanmak, işini yapmak, görmek, duymak, öğrenmek ve anlamak ve bildiğim bir şey varsa onu vakti gelince öyle çok da geç kalmadan yazmak. Eğer bir bütün olarak net bir şekilde görebiliyorsan, dünyayı bırak kurtarmak isteyenler kurtarsın. Zira o zaman gerçeğine uygun yaptığın her parça bütünü yansıtır. Mesele çalışmak ve bunu yapmayı öğrenmektir.
  8. Kitabına güzel olan kadar kötü ve çirkini de koymalısın. Çünkü her şeyin güzel olması inandırıcı olmaz. Hayat böyle değil. İstediğin şekilde yazmanın tek yolu, her iki tarafı hatta üç, dört boyutunu göstermek.
  9. Hava durumu lanet kitabına koymayı unutma. Havanın nasıl olduğu çok önemlidir.
  10. Noktalama konusundaki tavrım olabildiğince gelenekseldir. Kendi reformlarını yapma hakkını elde etmek için önce sıradan ekipmanlarla herkesten çok daha iyi olabileceğini  kanıtlaman gerekir. (Noktalama işaretlerini kullanmadan yazı yazmak konusunda Barış Özcan’ın şu videosuna göz atın.)
  11. Sözlüğe ihtiyaç duyan bir yazarın aslında yazmaması lazım. Sözlüğü baştan sona en az 3 defa okuyup bitirmiş ve çoktan ihtiyacı olan bir başkasına ödünç vermiş olmalıdır. Bir yere uyan yalnızca belli sözcükler vardır ve benzetmeler (getirin bakayım sözlüğümü) arızalı mühimmattan farksızdır (şu an için daha aşağılayıcı bir şey düşünemiyorum). (Soldaki parantezler Hemingway’e ait)
  12. Gazetede çalışmayı önerir misiniz? Star’da basit açıklayıcı cümleler ile yazmayı öğrenmek zorundaydık. Bunun herkese faydası vardır. Gazetede çalışmanın bir yazara kesinlikle zararı olmaz. Hatta zamanında bırakmayı becerebilirse faydası dokunur.
  13. Bir kitabı bitirdikten sonra duygusal olarak tükenmiş oluyorum. Eğer değilsem duyguyu okuyucuya bütünüyle aktaramamışım demektir. Her neyse, en azından bende böyle oluyor.
  14. Başlık bulmaya çalışmak pokerde kart çekmeye çok benzer. Çeker durursun ve elinde bir sürü işe yaramaz kart birikir, ama eğer azimle devam edersen sonunda iyi bir elin olur.

Çalışma Alışkanlıkları

  1. Rahat yazabiliyorken bırak ve ertesi gün başına tekrar oturana kadar hiç düşünme ve endişelenme. Böylece bilinçaltın sürekli olarak bu konu üzerinde çalışacaktır. Eğer bilinçli olarak düşünür ve tasalanırsan fikir öldürürsün ve beynin daha çalışmaya başlamadan yorulmuş olur… İşin en zor kısmı romanı bitirmektir.
  2. Kafamı yazmaktan uzaklaştırmak için bulabildiğim kitapları okurdum.
  3. Çok güzel bir öykü yazdığıma emin olsam da ancak ertesi gün okumadan tam olarak ne kadar iyi olduğunu anlayamazdım.
  4. Genellikle sabahları yazmaya başlamadan önce hiçbir şey okumam ki işe kimsenin yardımı olmaksızın, etkisi altında kalmaksızın ve sunduğu muhteşem örnekleri veya omzunun üstünden beni izlemesine maruz bırakılmaksızın girişebileyim.
  5. İyi miyim kötü mü depresyonu sanatçının ödülü olarak bilinir.
  6. Ben basit bir yazarım. Kitaplarındaki hava neredeyse her zaman dışarıdakiyle aynıdır.
  7. Günlük iyi yazılmış 400-600 sözcük arasının benim için en uygun hız olduğunu fark ettiğimden beri bununla mutluyum. Yine de sadece 320 sözcük yazmışsam da iyi hissediyordum.
  8. Küçük başarılara sığınmak, fakir arkadaşlara iyilik yapmak gibi şeyler yalnızca pes etmenin farklı bir yoludur.
  9. Yazarlar yalnız çalışmalıdır. Birbirini sadece işleri bitirdiklerinde, o zaman bile çok sık olmamak şartıyla görmelidirler. Gerçek manada yazmak yalnız bir hayattır, cemiyetler yazarın yalnızlığını bir ölçüde hafifletse de sanmıyorum ki yazısını iyileştirirsin. Yazar yalnızlığını üzerinden arttıkça sosyal çevrelerde itibarı artar. Ama genellikle yazdıkları kötüleşir. Çünkü bu iş yalnız yapılan bir iştir ve eğer yeterince iyi bir yazarsa her gün ya ebediyetle veyahut ebediyetin yokluğuyla yüzleşmek zorundadır.

Yazmanın Eziyeti ve Hazzı

  1. Bence temelde iki şey için yazarsın; öncelikle tamamen mükemmelleştirmek amacıyla kendim için, ki durum bu değilse ne alâ, sonra da okuma yazma bilsin-bilmesin, hayatta olsun-olmasın, sevdiğin kadın için.
  2. Yazmak güç iş Max. Ama hiçbir şey daha iyi hissettirmiyor.
  3. Yazmak asla yapılabileceği kadar iyi yapılamayan bir şeydir. Sürekli bir meydan okumadır ve hayatımda yaptığım her şeyden daha zor. Bu yüzden yapıyorum ve iyi yapınca mutlu oluyorum.
  4. Bana para ödense de ödenmese de mutlu olmak için yazmak zorundayım. Bu berbat hastalıkla doğmuşum, seviyorum yazmayı ve bu daha beter. Durumumu hastalıktan kabahate çeviriyor.
  5. Bilirsin kurgu, daha doğrusu düzyazı yazarların en zor kısmıdır. Sırtını yaslayabileceğin güvenilir bir dayanağın yoktur. Somut olmayanı alıp somutlaştırma ve onu okuyucunun yaşamının bir parçası olabilecek kadar normal göstermen  gerekir.
  6. Yazmanın kuralı yoktur. Bazen kendiliğinden ve kusursuz bir şekilde gelir, bazen kayayı matkapla delip parçalamaya benzer.
  7. Çok komik bir kitap yazmak için önce büyük eziyet çekmek gerekir.

Ne Hakkında Yazmalı

  1. Kişisel trajedini unut. İncindiğin zamanda acınla sahtekarlık yapma, kullan onu. Bir bilim adamı tarafsızlığına yaklaş, ancak sırf senin veya tanıdığın birinin başına geliyor diye lüzumsuz önem atfetme
  2. Dostoyevski Sibirya’ya sürgün edilince Dostoyevski oldu. Yazarlar haksızlıkla kılıçlar gibi dövülür.
  3. Bildiğim her şey hakkında birer öykü yazmaya karar verdim. Yazarlık kariyerim boyunca da bunu yapmaya çalıştım; sıkı ama faydalı bir disiplindi. (Benim de blogumumu kişisel hafızama yakın bir hale getirmek istediğim doğrudur.)
  4. Dünyada yapılabilecek en zor şey, insan üzerine gerçekten dürüst düz yazı yazmak. Önce konuyu tanımalısın, sonra da nasıl yazılacağını bilmelisin. İkisi de bir ömürlük işler.

Kısa ve gösterişsiz yazı tarzıyla ustalaşan Hemingway hakkında Birce Altay’ın şu yazısına, anlaşılır yazmak konusunda paylaştığım araçlara ve Umberto Eco’nun Gibi Yazmak başlıklı yazıma göz atabilirsiniz.

Hangi Platform Daha Çok Okunuyor?

Geçen hafta yazdığım ‘PayPal Mafyası ve Max Levchin’in Hikayesi’ başlıklı yazımı bir ilke imza atarak 4 farklı platformda (WordPress, Medium, LinkedIn Pulse, Facebook Notes) yayınladım. Bugün de tüm platformlardaki tıklanma, okunma ve paylaşım sayılarını kıyaslayarak aynı yazının farklı platformda etkileşimine baktım. İşte sonuçlar;

Firat Demirel

Peki bu tablo ne ifade ediyor? Hemen yazayım;

  1. Medium açık ara en çok okunan platform. Bunu daha önceki paylaşımlarından da gördüm. Hem takipçilere direkt bildirim gitmesi hem de iç etkileşim oldukça iyi. Üstelik Medium’da okunma oranını görmek mümkün. Mesela bu yazının okunma oranı yüzde 72, yani 426 kişi tıklamış ve 308 kişi okumuş. 24 kişi yazıyı beğenip tavsiye etmiş. Sanırım 7 kişi de bu yazıdan sonra Medium profilimi takip etmeye başladı.Okuyucuların satırların altını çizebilmesi de ayrı bir güzellik. Tabloya eklemedim ama Medium’da 1 tane de yorum geldi. Yazı bazında trafik kaynaklarını görebilmek güzel, Google’dan 6 kişi gelmiş mesela. Medium Türkçe gibi bir yayına katılmak büyük avantaj, 182 kişi oradan gelmiş. Medium’da haftanın yazıları arasına girersem bu rakamlar daha da artacak.
  2. WordPress canımın içi. Ama Medium kadar prim yapmıyor. Diğer sosyal ağlarda ilk olarak blogumun bağlantısını paylaşmama rağmen okunma sayısı 188’de kaldı. Paylaşım düğmelerinde 7 Facebook, 9 Linkedin paylaşımı gösteriyor ama bu kadar paylaşıma bu kadar tık almak da pek hayra alamet değil.Wordpress’te okunma oranını bilmiyorum.Wordpress beğenme butonunu kaldırdığım için onu ölçemiyorum ama zaten kimse kullanmıyordu. Kendi kendi yazılarımı beğenerek şimdiye kadar toplam 20 beğeni alabildim. 🙂 Yorum hiç yok. WordPress’in belki de en büyük avantajı uzun vadede arama motorundan trafik getirmesi. WordPress’te sanırım 14 kadar e-posta abonem var ama onlar yazıyı okudu mu okumadı mı bilinmez.
  3. LinkedIn bi değişik. Takip edenlere bildirim gönderiyor ama bağlantı sayım Medium’un iki katından fazla olmasına rağmen okunma sayısı 99’da kaldı. 11 kişinin beğenmesi güzel bir oran. İki paylaşım da idare eder. Ama LinkedIn’in diğerlerinde olmayan avantajı var; yazıyı okuyan kişiler hakkında detaylı sektörel bilgi veriyor. LinkedIn’de trafik kaynağını gösteriyor.
  4. Facebook tabir-i caizse leş. Sadece 5 kişi okumuş. Herkes mi blogumdaki yazıya tıkladı? Tabi ki hayır. Fıt fıt resimleri geçmek varken, kim durup da yazımı okuyacak? Üstelik yazımı sadece kendim paylaştım ve kendim beğendim. Kendimi köyde sadece 1 oy alan evli ve çocuklu muhtar gibi hissediyorum. Gelgelelim Facebook Notes şeklini Medium’a benzetiyor. Sessiz bir hareketlenme var o tarafta. Ama 5 yıl önce yazdığımı tekrarlamak isterim; Facebook interneti yutan bir kara deliktir.

Bundan sonra Medium’a geçiş yapacak mısın?* diye sorarsanız, ‘henüz değil’ derim. WordPress’te yazıp Medium ile yayılmayı düşünüyorum. Yazı otomatik olarak Medium’da yayınlanıyor. Linkedin’e eklemeyeceğim muhtemelen. Facebook avucunu yalasın. Sahi bi Google+ vardı, o n’oldu?

WordPress mi Medium mu?

PayPal Mafyası ve Max Levchin’in Hikayesi

PayPal’ı kuran 6 kişiden dördü lisede bomba yapmıştı. Beşimiz 23 yaşında veya daha gençtik. Dördümüz ABD dışında doğmuştuk. Üçümüz buraya komünist ülkelerden kaçmıştık; Yu Pan Çin’den Luke Nosek Polonya’dan ve Max Levchin Sovyet Ukrayna’dan. Bomba yapmak o zamanlar bu ülkelerde çocukların normalde yaptıkları şeyler değildi.

Altımız da uçuk (eksantirik) olarak görülebilirdik. Luke’la ilk konuşmam, tıbbi bir yeniden canlandırma umuduyla ölmeden önce dondurulacağı canlı dondurma programına nasıl kaybolduğu üzerineydi. Russ Simmons bir karavan parkından Illinois’deki en iyi matematik ve bilim okullarından birine gitmek için kaçmıştı. Max (Levchin) bir ülke vatandaşı olmadığını iddia ediyor ve bununla gurur duyuyordu. Ailesi ABD’ye kaçarken SSCB çökünce diplomatik arafta kalmıştı. .

Yukarıdaki satırları daha dün Peter Thiel’in Zero to One (Sıfırdan Bire) adlı kitabında okumuştum ve bu sabah TV’de Max Levchin ismini duyunca durup izlemeye başladım. (Alttaki fotoğrafta en önde sağda elinde kartları tutan. Soldaki de Thiel.)

Paypal Mafyasi

Peter Thiel’i de anlatmak lazım ama izleyince gördüm ki Maksymilian Rafailovych Levchyn, Paypal’ın nasıl bir ‘mafya’ olduğunu çok iyi gösteriyor. Sıradışı bir çalışkan, zeki ve mütevazı biri (en azından öyle gözüküyor). Paypal’dan sonra Slide’ı kurup Google’a satan Max, aynı zamanda Yelp’in kurucu ortaklarından. Şu anda ise HVF Labs‘ın kurucusu ve HVF’den çıkan Affirm.com‘u büyütmekle meşgul.

Sözü daha fazla uzatmadan Max Levchin’in röportajından aklımda kalan bazı bilgileri paylaşmak (parantez içindekiler benim eklemelerim) istiyorum;

  • Rus olduğum sanılıyor ama ben Ukrayna’da doğan bir Yahudi’yim.
  • Anneannem ve babaannem fizikçiydi. Babam kimyacıydı ama sonradan yazar oldu. Ailede herkes fiziğin bir ucundan tutmuştu.
  • Ukrayna’da kalsaydım sanırım yine kodlama yapardım. Üniversitedeyken 4 şirket kurdum ve hepsi başarısız oldu. PayPal beşincisiydi.
  • Bir otobiyografim yazılsa başlığı Drive (itici güç) olurdu. Beni ben yapan şey nedir derseniz itici güç derim. Anneannemi örnek aldım. 1,55 boyunda ama tank gibi bir kadındı. Moskova’dan ayrılırken bize bir daha asla geri dönemeyeceğinizi biliyor musunuz dediklerinde , ‘Evet, biliyoruz’ demişti. (Galiba ABD’ye gitmelerini tetikleyen de o olmuş.)
  • Jet motorlarından pek anlamam, matematiği çok severim ve baba olana dek iyi vakit geçirmek için olasılık kitabını açıp içindeki soruları çözerdim. (Ben Olasılık Teorisi ve Rastgele Süreçler dersini bir türlü geçememiştim. Olasılıksız kitabı en sevdiğim kitaplardan biri.)
  • Ben canım çıkana kadar çalışmaya inanırım. İlk milyon dolarımı kazandığımda ne yaptım? Hiç bir şey. Arkadaşımın evinde banyo yapıyordum ve kendim için bir şeyler yapıp yapmamayı düşündüm. Ev tutacak vaktim olmamıştı. Kalkıp işe gittim.
  • Marissa Mayer’in Yahoo’yu kurtaracağına inanıyorum. Onun itici gücü var. (Max, Aralık 2012-Aralık 2015 arasında Yahoo! yönetim kurulundaymış. Şu anda Yahoo! satılmanın eşiğinde.)
  • Öldüğümde benim için ‘iyi ve eğlenceli bir babaydı‘ denilmesi yeterli.
  • PayPal’ı satmak zor oldu çünkü onu bir çocuğumuz gibi görüyorduk ve büyütüp belli bir noktaya getirmiştim. İş yapmak açısından ise PayPal’ı satmak sanırım doğru bir karardı.
  • Annesinin dediğine göre oğlumu da kendim gibi biraz inek yaptım (ki bundan gocunmuyor). Dört yaşındaki oğlum da kodlama biliyor.  

Hasıl-ı kelam mesele yine çok çalışmaya, motivasyona ve mütevazı yaşamaya geliyor. Biz bunların kaçına sahibiz?

_ _
1) Zero to One (Sıfırdan Bire) – sf.179
2) Max Levchin – Wikipedia
3) Studio 1.0 – Emly Chang’ın sunduğu program
4) PayPal Mafyası’nın Üyeleri – Ölüm Grubu
5) Arka Kapak’ın Ağustos sayısında Sıfırdan Bire kitabından ve Peter Thiel’den bahsettim. 1 Ağustos’ta bayinize veya babil.com’a uğramayı unutmayın. 😉

Arka Kapak Temmuz Sayısı Çıktı!

Arka Kapak Temmuz

Türkiye’nin güzide kitap ve kültür dergisi Arka Kapak‘ın Temmuz sayısı çıktı. 🙂

Bu ayki sayının dosya konusu Dönüşüm romanı ve Franz Kafka. Hani şu;

“Gregor Samsa bir sabah kötü bir rüyadan uyandığında, kendini yatağında korkunç bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

cümlesiyle başlayan küçük başyapıt. Dönüşüm’ü biraz geç de olsa okumuş ve kitap özetleri sayfama eklemiştim. Dosya konusu yapılacak kadar derin bir kitap olduğunu pekâla söyleyebilirim.

Bu sayıda benim incelediğim kitap ise Nassir Ghaemi’nin ‘Birinci Sınıf Delilik‘ kitabı oldu. Akıl hastalıklarına farklı bir gözle yaklaşan Birinci Sınıf Delilik, hem siyasi/tarihi karakterlere hem de benim gibi delilere ve dahilere meraklı kişiler için farklı bir tat sunuyor.

Her zamanki gibi özel kapak tasarımıyla çıkan Arka Kapak’ı bayinizden veya babil.com’dan alabilirsiniz. 😉

Google Nasıl Yönetiliyor? – Kitap İncelemesi

(Açıklama: Bu yazı ilk olarak Arka Kapak dergisinin Mart sayısında yayınlanmıştır. Buradaki sürüm bazı güncellemeler içerebilir.)

Sağanak bir ilkbahar yağmurunu düşünün. Bardaktan boşanırcasına yağıyor. İnen yağmur damlalarını bir orkestra şefi edasıyla yönetebilir misiniz? Yanıtınız muhtemelen hayır olacak. Ancak söz konusu yağmur, dijital veri yağmuruysa (ki öyle) neler yapılabileceğini sakin kafayla düşünmek gerekiyor.

Uygarlığın başlangıcından 2003’e kadar üretilen bilgi hacmini üretmemiz 2010 yılında sadece iki gün sürmekteydi. Günümüzde ise bu süre muhtemelen saatler seviyesine inmiş durumda. Ve bu veri sağanak yağış altında başarılı bir şirket yönetmek epey zor. Kişisel verilerini ölçmek ve analiz etmekle yetinen biri olarak bu konuda ahkâm kesmeyeceğim. Ancak Google’ın en tecrübeli yöneticilerinden Eric Schmidt ve Jonathan Rosenberg’in tatmin edici tavsiyelerini paylaşmama izin verin.

Üretken Akıllarla Çalışmak

İnternet çağında şirket yönetmenin inceliklerini anlatan Schmidt ve Rosenberg, işin sırrının ‘üretken akıllardan’ oluşan bir ekip kurmaktan ve bu ekibi korumaktan geçtiğini söylüyor. Üretken akılları işe alırken çok seçici olmanın önemine vurgu yapan ikili, üretken akılları analitik, ticari ve rekabetçi olarak tanımlıyor. Onlara itiraz etme hakkı ve olabildiğince özgürlük vermek gerektiğini savunuyor.

Google’ın yönetim stratejilerini, itiraflarını ve hatalarını samimi bir dille anlatan ikilinin satır aralarında yeni üretken akıllara göz kırptığını söylemek yanlış olmaz. Zira gerçek üretken akılları bulmanın zorluğuna ve Google’ın bu konuda sunduğu imkânlara profesyonelce vurgu yapılıyor. Pek tabi Google çalışanlarına da üstü kapalı bir övgü paketi gönderiliyor.

Bkz: 10 Maddede Google Nasıl Yönetiliyor?

Bu kitabın girişimcilerden en üst kademedeki yöneticilere kadar şirket yönetimi konusunda geniş bir perspektif sunduğunu pekala söyleyebiliriz. Kitapta karar alma, doğru iletişim, inovasyon ve büyük düşünmek konusunda çok önemli tavsiyeler bulmak da mümkün. Yaşanmış olaylar üzerinden yapılan anlatımlar da verilen mesajı içselleştirmenizi kolaylaştırıyor.

İyimser Bir Gelecek

Teknolojik devinimin geleceğine distopik değil, ‘Polyannacı’ gözle yaklaşan Schmidt ve Rosenberg’e göre hiçbir şirketin sonsuza kadar ayakta kalmayacak. Onlara göre bu kitabı (veya bu yazıyı) okuyan ‘üretken akıllar’dan birinin bile Google’ı bitirmesi olasılık dâhilinde. Yani Schmidt ve Rosenberg kendi sonunu bile makul görerek, Polyannacı olmanın hakkını veriyor.

Bkz: Google’ın Strateji Kontrol Listesi

Sözün özü, Google’ın bugün 500 milyar dolara yakın piyasa değerinde, tüm internet trafiğinin yüzde 82’sini çeken ve e-posta istemcisi 1 milyardan fazla kişi tarafından kullanılan bir şirket olduğu düşünürsek, Schmidt ve Rosenberg’in tavsiyelerine kulak asmamak için hiçbir neden yok.

Teknoloji dünyasında kuralların her gün yeni baştan yazıldığını, bir kurala veya yönteme bağlı kalanın değil, dinamik olarak kendini yeni şeylere uyduranın ayakta kalabileceğini de unutmamak gerekiyor.

Kitap hakkında söylenebilecek son şey, sanırım yöneticilerin bu kitabı çalışanlarından önce okuması gerektiğidir. Zira takip edilmediği takdirde çalışanların işyerine duyduğu sadakat gün geçtikçe azalıyor. Yöneticilerin çalışanlarının motivasyonunu ve şirketten ayrılma katsayısını hesaplayabilmesi gerekiyor. Aksi takdirde sağanak yağmur altında sırılsıklam olmak işten bile değil. Bakınız Google bile bu korkudan azâde değil…

Google Nasil Yonetiliyor Kitap Ozeti

Fight Club’ın Öngördüğü Gelecek Yanıbaşımızda

Hangi söz mü?

“When deep space exploration ramps up, it’ll be the corporations that name everything, the IBM Stellar Sphere, the Microsoft Galaxy, Planet Starbucks.” ― Chuck Palahniuk

Derin uzay araştırmaları hızlanarak arttığında her şeyin adını şirketler koyacak. IBM Yıldız Çekirdeği, Microsoft Galaksisi, Starbucks Gezegeni. ― Chuck Palahniuk

İleri uzay araştırmalarının oldukça hızlandığı malum ve aşağıdaki isimleri gördükçe Fight Club (Dövüş Kulübü) filmindeki bu (üstteki) replik aklıma geliyor. Örnekleri çoğaltarak vaktinizi almak istemem ama McDonalds Gezegeni’ni görmemize de çok fazla kalmadığını buraya not düşmek isterim.

Stadyumlar

Beşiktaş Vodafone Arena
Çaykur Didi Stadyumu
Galatarasay Türk Telekom Arena

Lig isimleri

PTT 1. Lig
Spor Toto Süper Lig
Aroma Erkekler Voleybol Ligi
Spor Toto Basketbol Ligi

Basketbol;

Muratbey Uşak Sportif
Trabzonspor Med.Park
Royal Halı G.Antep
Akın Çorap Yeşilgiresun

Futbol (Süper Lig + 1. Lig);

Torku Konyaspor
Medipol Başakşehir
Çaykur Rizespor
Medicana Sivasspor
Multigroup Alanyaspor
Vartaş Elazığspor
Alima Yeni Malatyaspor

Voleybol;

Fenerbahçe Grundig
Eczacıbaşı Vitra
Galatarasay HDI Sigorta

Ateşin Aşkı: Semazen’i Öldürmek – Kitap İncelemesi

atesin_aski_semazeni_oldurmek

Pek roman okumam ama arada istisnalar* olmuyor değil. Ateşin Aşkı: Semazen’i Öldürmek de bu istisnalardan biri oldu ve kendimi Konya’da işlenen bir cinayet hikayesinin ortasında buldum.

Yazar Fatih Şahin Işık, ‘Konya’da polisiye roman olur mu?’ sorusuna takılmadan, Konya’yı ve semazenleri romanın merkezine koyarak güzel bir polisiye roman çıkarmış. Kitapta bir semazenin öldürülmesi üzerine iki polis ve bir gazetecinin cinayeti çözme çabası anlatılıyor. Karakterler gayet doğal ve bu da kitabı okurken kendi hayatınızdan bir şeyler bulmanızı sağlıyor.

Konya ve semazenlik hakkında çeşitli bilgiler vermesinin ötesinde, semazenliğin itibarına dair bir eleştiri niteliği taşıması kitabın en önemli tarafı diyebilirim. Bu eleştiriyi de sert bir şekilde değil, olayın akışına uydurarak yapıyor.

Maalesef kitabın kapak tasarımları (benim elimdeki sağdaki) biraz(?) kötü ama içeriğinin çok daha iyi olduğuna sizi temin ederim. 🙂

Kitaptan bir alıntıyla kapatalım;

Uykudaki kişi bilinçli davranışlar sergileyebilir mi? Uykudaki kişinin gördüğü rüyalar gerçek midir? İşte dünyadaki halimiz de bu uyku haline benzer. Eğer insan “ölmeden” yani bedeni ölmeden ölürse, yaşarken uyanırsa, gerçeği görür. Eğer kişi kendini sadece bu bedenin algılarıyla sınırlıyorsa, kendisinin beden ve ruhun ötesinde bir şuurdan, bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi uyanmadan daima ayakta dahi dolaşsa bile uyku halindedir ve gördükleri tamamen bir rüyadan ibarettir.


*Kitabı hediye eden Hasan Yaşar’a teşekkür ediyorum. 🙂

Kitap Adı: Ateşin Aşkı – Semazen’i Öldürmek
Yazar: Fatih Şahin Işık
Yayınevi: Uğur Tuna Yayınları
Sayfa Sayısı: 304 s.
Boyutlar: 14 x 22 cm Eskişehir, 2014
ISBN : 9786059016360

« Older posts Newer posts »

Copyright © 2017 Fırat Demirel – Teknoloji, İnternet, Hayat

Theme by Anders NorenUp ↑