Fırat Demirel - Teknoloji, İnternet, Hayat

Page 2 of 22

Arka Kapak Ocak Sayısı & Okur Anketi

Aylık kitap ve kültür dergisi Arka Kapak‘ı umarım daha önce duymuşsunuzdur. Türkiye’nin en genç ve en güzel* dergilerinden biri. Metin tarafında olduğu kadar, kapak tasarımı ve illüstrasyonlarıyla da özgün, okuyucunun hem aklına hem gözüne hitap eden bir dergi.

Geçen 16 sayıda Ahmet Hamdi Tanpınar’dan George Orwel’e kadar önemli yazarlar Arka Kapak’ta dosya konusu oldu. 2017’ye de şair Cemal Süreya ile hızlı bir giriş yaptı(k). Üstelik bu ay Savaş ve Çocuk temalı bir almanak hediyesi de var.

Gel gelelim her şeyde olduğu gibi Arka Kapak’ta da daha iyisi yapılabilir. Bu nedenle Arka Kapak Okur Anketi‘ne katılıp her konuda (dergi fiyatından içeriğine kadar) fikirlerinizi paylaşabilir, bizi motive edebilirsiniz. 🙂

Not 1: Arka Kapak’ın fiyatı 10 TL ama hala 7,5 TL’den yıllık abone olabilirsiniz.
Not 2: Twitter’da ve Instagram’da Arka Kapak‘ın yeni sayılarını takip edebilir, ArkaKapak.com‘da dergide yayımlanmış veya farklı yazıları bulabilirsiniz.

*Ben de Arka Kapak’ta bilim/teknoloji/girişimcilik konularında kitap incelemeleri yazıyorum ama yukarıdaki kanaatimde duygusal davranmadığımı söylemeliyim.

Sticky post

Zinciri Kırma 2017

İlk kez 2015’te başladığım ama 2016’da pas geçtiğim ‘yeni yıl hedefleri’ konusuna bu sene biraz geç de olsa geri dönüyorum. Sevgili Barış Özcan, yeni Zinciri Kırma videosunda paylaştığı posteri hediye edince bu konudaki iştahım daha da kabardı ve ZK Posteri’ne 1 değil 2 hedef ayırdım.

Gel gelelim bu yazıda hedefler yok. Sadece konuya hızlı bir girizgah yapmak istedim. Hedefler yeni bir yazının konusu olacak…

Eğer hala Barış abinin videosunu izlemediyseniz mutlaka izleyin ve siz de yeni yılda kendinize güzel bir hedef koyun. Hedefinizi takip etmek için Zinciri Kırma Takvimi’ni ücretsiz indirebilir (pdf) veya soo.cool adresinden poster satın alarak işe biraz daha motivasyon katabilirsiniz. İyi seneler.

2016 Pocket Okuma-ma İstatistiklerim

Bilenler bilir, internette kaydettiğiniz makaleleri arşivleyip istediğiniz zaman okumanızı sağlayan Pocket diye bir uygulama/servis var. Ben de bu servisi uzun süredir kullanıyorum. Sağolsunlar geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yıllık performansımızı rakamlara dökmüşler.

Sonuçlara geçmeden önce Pocket’tan vazgeçemediğimi, halen ücretli abonesi olduğumu ama dönüp bir şeyleri okuma konusunda kötü olduğumu söylemem lazım. Zaten görenler olmuştur, Twitter’da dönem dönem serzenişte bulunuyorum (hepimizin adına).

Gelelim sadede. Aşağıda geçen yılla karşılaştırmalı olarak Pocket 2016 okuma-ma istatistiklerimi bulabilirsiniz. Eğer sizinkini paylaşırsanız* benim de kıyas yapma şansım olur.

  • En çok okuyan yüzde 5‘lik dilimdeyim. Geçen yıl da aynıydı.
  • 2016’da 588.394 kelime okumuşum. Pocket, 13 kitaba denk diyor ki sayfa başına 250 kelimeden hesaplarsak 2353 sayfa ediyor. 2015’te 750 binden fazla kelime okumuştum (16 kitaba denk). Bu arada Pocket dinlediklerimizi de okumaya sayıyor mu emin değilim.
  • Kendi çevremde okunan ortalama kelime sayısı 616 bin. Geçen sene 639 binmiş. Bu sene kendi çevremde bir sıra atlayarak 4. sıraya yükselmişim. Dilerseniz Pocket’da paylaşımlarımı takip edebilirsiniz; getpocket.com/@firatdemirel
  • Geçen sene en çok okuduğum konular: Teknoloji, İş Dünyası, Etkinlikler, Girişimler, Verimlilik iken bu sene liste Teknoloji, Etkinlikler, İş Dünyası, Girişimler ve Bilim olarak değişmiş.
  • Pocket bu sene benzer profil önerisinde bulunmamış maalesef.
  • Kaydettiğim en popüler 5 makaleyi yazmaya gerek yok. Dilerseniz 2016’nın en popüler içeriklerini şu sayfada görebilirsiniz.

Önemli Hatırlatma: Kaçıranlar için Instapaper’ın artık tamamen ücretsiz olduğunu da paylaşayım. Şu anda Pocket içeriklerini aynı şekilde Instapaper’a yönlendiriyorum. Instapaper’ın Pocket’tan farklı olarak hızlı okuma diye güzel bir özelliği var.

*Pocket okuma istatistiklerimi nasıl görürüm?

Kendi istatistiklerinizi görmek için hesabınıza girip getpocket.com/stats/2016 sayfasını açmanız yeterli.

Minber Kıssası

“Bir zamanlar Bağdat’ta ünlü bir marangoz varmış. Ömrünün ahir zamanında çok güzel bir minber oymuş. Ama çok güzel. Sedef kakmalı, ceviz ağacından. Alımlı mı alımlı. Her gören onun güzelliğiyle büyüleniyormuş. Güzel minberin nâmı aldı yürümüş. Öyle ki Bağdat’a her gelen, ona gidip ‘Şu minberi bize sat, falanca camiye götürelim’ diyormuş. Onun cevabı hep aynı, “Bu minber Mescid-i Aksa’da duracak”. Ahali şaşırıyor tabi, “İyi de Kudüs Haçlı işgali altında”. Marangoz yüksünmeden hep aynı cevabı veriyormuş, “Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım. Minber yontarım. Bir babayiğit de çıksın, Kudüs’ü geri alsın, bu minberi de yerine oturtsun”.

Derken bu minber hikayesinin konuşulmadığı hiç bir şehir kalmamış. Herkes minberin güzelliğini bire beş katarak birbirine anlatırken, aynı hikayeyi 7–8 yaşlarında bir çocuk da işitmiş. Ama o, eserin güzelliğinden ziyade, müessirin vasiyetine kulak vermiş. Aradan 40 yıl geçmiş ve o minberi durması gereken yere, Mescid-i Aksa’ya yerleştirmiş. Diller onu Selahaddin-i Eyyubi diye anmış…”

Bu kıssa gerçek midir değil mi ayrı tartışma konusu ama bir TV dizisinde anlatılmış en güzel kıssalardan biri olabilir. İzledikten sonra başkalarına da anlattığım için yazıya da dökmek istedim. Çünkü çoğu zaman bir şeyin güzelliğine veya çirkinliğine takılıp duruyor, daha da kötüsü ‘Şunu yapsam ne olacak’ diye hayıflanıp üretkenliğimizi kaybediyoruz. Oysa ki bu kıssa bir kaç şeyi çok güzel anlatıyor;

1. Yaptığın işi en iyi şekilde yapmaya bak.

2. Başkalarının hayretle karşılayacağı kadar büyük bir hedefin olsun.

3. Başkalarının sözleri veya teklifleri seni amacından saptırmasın.

4. Parmağa değil, işaret ettiği hedefe odaklan.

Bedava’nın Yıkıcı Gücü ve Google

Chris Anderson’ın Bedava adlı kitabı ücretsiz bir şey sunmanın yıkıcı etkisi konusunda çok çarpıcı örnekler sunar. Biraz önce düşününce Google’ın ücretsiz stratejiyle bir çok iş kolunu (rakiplerini) darmadağın ettiğini düşündüm;

  • E-posta (Gmail)
  • Bulut Depolama (Google Drive)
  • Trafik Analitiği (Google Analytics)
  • Ofis Yazılımları (Google Docs)
  • Mobil OS (Android)
  • Video (Youtube)

Elbette Google’ın ürün kalitesi ve ekosistemi bu yıkımlarda büyük pay sahibi. Mesela Blogspot (Blogger) ile istediğini bir türlü yapamadı çünkü taş gibi WordPress vardı. (Eğer WordPress açık kaynak olmasa belki bu yazıyı da Blogspot’ta okuyor olurdunuz.) Ama bazı istisnalar da yok değil. Örneğin Android belki iOS’tan çok gerideydi ama üreticiler için tutarlı başka bir seçenek de yoktu.

Eskiden ‘kullanıcıyı bir şekilde ücretlendir’ mantığı vardı fakat yazılım tarafında artık gidilebildiği yere kadar ‘bedava’ gidiliyor. İlk 1 milyon kullanıcı hedefi çok gerilerde kaldı. 2012’de o hedef 10 milyon olmuştu. Belki şimdi 100 milyon.

Şimdi bunları neden yazdın diyeceksiniz. Şunu merak ediyorum; Google’ın ‘bedava’ya yıkacağı yeni iş kolu ne olacak? Kişisel bilgisayarlar? Mobil internet? Otonom araç yazılımı? …

Yazarın Dikotomi Paradoksu

Haftasonu Engin Koca‘nın Bilim Devrimi ve Felsefesi dersini dinlerken konu ‘dikotomi paradoksu’na geldi. Biraz önce de yine bir yazı üzerinde bir kaç düzenleme yapınca bu iki şeyi birbirine bağlamış bulundum.

Wikipedia, dikotomi paradoksunu için şöyle açıklıyor;

A kişisinin d noktasına gitmesi gerektiğini hayal edelim. Fakat d’ye gitmeden, önce d’ye olan mesafenin yarısını gitmek zorundadır. Fakat d’ye olan mesafenin yarısını gitmeden önce bu mesafenin çeyreğini gitmesi gerektir. Daha sonra çeyreği gidebilmek için sekizde birini gitmesi gerekmektedir; bu böyle devam eder. Sonuç olarak A kişisinin sonsuz sayıda mesafe gitmesi gerekir. (Yani hedefine ulaşamaz)

Şimdi bunu bir yazarın kusursuz metin hedefine ulaşma isteği için yazalım;

Bir yazıyı kusursuz şekilde düzeltmek istediğimizi hayal edelim. Fakat yarısını düzeltmeden önce onun yarısını düzeltmek gerekir. Sonra onun yarısını, sonra onun yarısını… Bu böyle devam eder. Yani bir metin asla kusursuz hale getirilemez.

Gramer ve imla hataları elbette tam olarak düzeltilebilir ancak her yazının, akıcılık ve aktarılmak istenen anlam bakımından sürekli güncellenebileceğini düşünüyorum. O nedenle eski yazılarımı da okudukça düzeltmeden edemiyorum.

Eğer daha önce okumadıysanız Ernest Hemingway’in Yazarlara Tavsiyeleri‘ni okumanızı tavsiye edeyim ve Hemingway’in bir sözüyle kapatayım;

Yazmak asla yapılabileceği kadar iyi yapılamayan bir şeydir. Sürekli bir meydan okumadır ve hayatımda yaptığım her şeyden daha zor. Bu yüzden yapıyorum ve iyi yapınca mutlu oluyorum.

* Bilim Devrimi ve Felsefesi dersini Hikmet Okulu‘nun ikinci yılı kapsamında alıyorum. Bkz: Önceki dersten bir fotoğraf.

Big Data @ Work – Kitap İncelemesi

(Açıklama: Bu yazı ilk olarak Arka Kapak dergisinin Nisan sayısında yayınlanmıştır. Buradaki sürüm Arka Kapak’ta yayınlanan yazıdan küçük farklılıklar içermektedir.)

big-data-work-kitap

Amerika’nın en sevdiği turta hangisidir? The Economist’in deneyimli Veri Editörü Kenneth Cukier bu soruyla başlamıştı büyük veriyi anlattığı TED konuşmasına. Elmalı turtayı başarılı bir şekilde büyük veriye bağlarken, konuşmasının sonunda verdiği mesaj netti; iyisiyle kötüsüyle büyük veri denizine dalmanız gerekiyor.

Aslında teknoloji dünyasının büyük veri kavramına yıllar önce göz kırptığını söylemek yanlış olmaz. 2000’lerin başında durağan verileri geleneksel analitik araçlarıyla masaya yatıran Silikon Vadisi, artık ‘hızlı, akıcı ve karmaşık’ veri akışını tanımlamak için kullanıyor büyük veri terimini.

Uluslararası Analitik Enstitüsü’nün kurucularından olan ve enstitünün araştırma direktörlüğünü yapan Thomas H. Davenport, analitik konusuna kafayı takan ve bir çok kitap yazan bir isim. Büyük veri konusuna giriş yapacaklar için de fikirlerini Big Data @ Work adlı kitapta okuyucularıyla paylaşıyor.

Büyük Veri Nedir?

Davenport, ‘büyük veri’ tamlamasında birinci kelimeye odaklananların yanlış yaptığını söylüyor ve ekliyor;

“Büyük veri terimi teknik olarak 100 terabayt ile 1 petabayt arasındaki yelpazeyi kapsar ama sizin için verilerin miktarı değil, onu nasıl analiz ettiğiniz önemlidir.”

Tecrübeli profesör, büyük veri konusunda derin analizler sunmak yerine, sorunu ve çözümü tespit etmenize yarayacak harekete geçirici tavsiyelerde bulunuyor. Örneğin Davenport’a göre bazı sektörlerin önceliği olsa da büyük veri analizi tüm sektörlerin dikkate alması şart.

“Büyük verinin işinizle hangi alanlarda örtüştüğünü düşünün ve hedefinizi belirleyin.”

diyor Davenport. Yeni teklifler mi geliştirmek niyetindesiniz, yoksa daha iyi ürünler mi? Maliyet tasarrufu mu sağlamak istiyorsunuz, yoksa zaman tasarrufu mu? Peki ya kazanacağınız ekstra zamanı nasıl kullanacaksınız?

V (3 + 2)

Bu soruları yanıtladıktan sonra sıra geleneksel analitik anlayışının aksine, dışardaki veriye odaklanmaya geliyor. Zira dışardaki hızlı ve yoğun veri akışı, içerdeki sınırlı ve sabit veri kümesinden daha büyük bir potansiyel taşıyor. Yöneticilerin de Üç V (volume: hacim, variety: çeşitlilik, velocity: hız) odaklı düşünmesi ve mümkünse bunlara iki V daha (veracity: doğruluk, value: değer) eklemesi gerekiyor.

Davenport’un bu kitapta işin teknoloji tarafına girdiği pek söylenemez. Sadece Hadoop, MapReduce gibi altyapılarla Python, Pig, Hive gibi bu dikeyde işe yarar betik dillere değinerek işin teknik jargonuna aşinalık kazandırıyor ama ısrarla altı çizilen bir başka detay var. Davenport, Google’ın rahle-i tedrisinden geçmişçesine, yetenekli insan kaynağına (veri bilimcisinden bahsediyor) vurgu yapıyor. Güvenilir (bu nokta önemli) ve yetenekli veri bilimcisi bulmanın kolay olmadığını, hatta şirketlerin kendi içinde bu konuya eğilmesi gerektiğini de öneriyor.

Sözün özü; ister ‘Her şey bir bilgi parçasıdır’ sözünden hareketle, ister ‘In God we trust, everyone else bring data’ sözünün ışığında düşünün; büyük veriye kayıtsız kalmak (toplayıp analiz etmemek) zamanla yok olmayı beklemekle aynı anlama geliyor.

« Older posts Newer posts »

Copyright © 2017 Fırat Demirel – Teknoloji, İnternet, Hayat

Theme by Anders NorenUp ↑