Fırat Demirel

Page 10 of 23

Google Nasıl Yönetiliyor?

arka-kapak-sayi-6Son dönemin güzide kitap ve kültür dergisi Arka Kapak‘tan bir iki yazımda alıntı yapmıştım. Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu gibi isimlerle daha da güçlenen Arka Kapak’ın bu ayki sayısına nacizane ben de bir katkıda bulundum. Eric Schmidt ile Jonathan Rosenberg’in ‘Google Nasıl Yönetiliyor?‘ adlı kitabının bir değerlendirmesini yazdım.

Arka Kapak’ı Babil.com’dan veya gazete bayilerinden alabilir, Arkakapak.com adresinden bazı içerikleri gecikmeli de olsa takip edebilirsiniz.

Başlıktaki sorunun cevabını isteyenlerse aşağıdaki çok kısa özete göz atabilir;

  1. İşe alım konusunu ciddiye alın ve bu işe gerçekten zaman ayırın.
  2. Sadece üretken akılları (parlak zihinleri) işe alın.
  3. Üretken akılları kaybetmemek için elinizden geleni yapın.
  4. Gözden kaçan çürük elmaları, sahtekarları gönderin.
  5. Üretken akıllıları yönetmeye çalışmak yerine onlara özgürlük ve rahatlık sunun.
  6. Pazar araştırmalarına değil, teknik bilgiye güvenin.
  7. Verilere dayanarak karar verin.
  8. Sabırlı olun, bilgilenin ve alternatif oluşturun.
  9. Geleceğe hazırlıklı olun, hiçbir şirket sonsuza kadar kazanmaya devam edemez. Evet, Google dahil.
  10. Kötülük yapmayın(!).

 

Sağlık Sigortasına Güven Olmaz

Geçtiğimiz günlerde Webrazzi’de Fitpass‘i tanıtırken yukarıdaki anketi yaptım ve sonuç %73 ile özel sağlık sigortası lehine oldu. Ben bunu biraz garanticilik, korkaklık ve tembellik gibi sebeplere yordum ama herkesin kendine göre haklı yanıtları var. Bense iki yanıt arasındaki makas açıklığı oldukça fazla olmasına şaşırdım.

Neden derseniz, spor yapmak serotonin salgılamasıyla etkisini peşin olarak ödeyen bir şey. Sigorta ise zaten beklenmedik durumlara karşı düzenli olarak paramızı alan ticari bir sistem. Bizim korkumuzu kullandığı malum. Hiç işimize de yaramayabilir. Arada alınan farklar işin cabası. Keza sağlık sigortası sahtekarlıkları ABD’de yıllık 60 milyar dolar* boyutuna ulaşmış. Yani paramızı almak konusunda sahtekarlarla sağlık kurumları arasında kıyasıya bir rekabet var.

Daha rasyonel bir yanıt isteyenler içinse Dan Buettner’in TED konuşmasına bakmak yeterli;

Danimarkalı İkizler Araştırması adındaki bir çalışma göstermiştir ki belirli biyolojik limitler dahilinde bir insanın kaç yıl yaşayacağının yalnızca %10’u, genler tarafından belirlenmektedir. Geriye kalan %90’lık kısım ise, yaşam tarzımıza bağlıdır.”

Evet, farklı şekillerde duyduğumuz bir gerçeği Dan Buettner daha agresif bir biçimde dile getiriyor. 100 yıl yaşamanın nasıl mümkün olabileceğini anlattığı knuşmasında özel sağlık sigortasından hiç bahsetmiyor. Şahsen yaşam süresiyle ilgili bir takıntım yok. Aksine her an ölebileceğim bilinciyle, içinde bulunduğum her dakikayı işe yarar bir şekilde geçirmek istiyorum (evet, hayallerimden çok uzaktayım).

Hasıl-ı kelam, kendi genetik risklerimizi bilerek koruyucu/önleyici sağlık hizmetlerini, yani hasta olmadan kontrole gitmeyi öğrenebilirsek ve yeterince spor yapabilirsek daha sağlıklı ve mutlu bir ömür yaşama ihtimalimiz yüksek. Sağlık sigortasının bizi kandırmasına izin vermeyelim.

(Bu yazı üzerine, düzenli spor/egzersiz yapmaya başlamazsam bana da yazıklar olsun.:)

Kaynaklar: hasanbasusta.com, wired.com

Yazı Yazma Araçları 1: Papier

Her gün bilgisayarda yazı yazdığım için sadece bu amaca hizmet eden masaüstü uygulamaları veya tarayıcı eklentileri ilgimi çekiyor. Yeni rastladığım Papier adlı Chrome eklentisini de bunlardan biri.

Papier, yeni sekme açmak istediğinizde (cmd+t) karşınıza çıkan, dolayısıyla hızlı bir şekilde not almanızı sağlayan bir araç. Ancak bir kaç basit özelliği ile günlük görev listenizden, blog yazılarınıza kadar farklı sebeplerle kullanabilirsiniz.

Yazı yazma araciKalın, eğik, altı ve üstü çizili yazı formatları ile günlük işlerinizi Papier’de sıralamanız mümkün. Mat siyah (gündüz) ve beyaz (gece) arka fon seçeneği ile tam ekran yazı yazma modu ise uzun yazılara odaklanmayı mümkün kılıyor.

Ekranın sol alt köşesinde klavye kısayollarını, sağ alt köşesinde ise karakter sayısını görebiliyorsunuz. (Mac’te ‘kntrl+cmd+space’ üçlüsü ile emojileri kullanmanız da mümkün.)

Yazı yazma araci kopyaMaalesef şimdilik yazı karakteri tipi ve boyutu seçmek mümkün değil. Fakat bana bu yazıyı yazmamda yardımcı olduğu için, en azından bir süre daha kullanabilirim.

Merak edenler için gün içinde kullandığım yazı yazma aracının write-box.appspot.com olduğunu da eklemiş olayım. Aşağıdaki videoda Papier’ın nasıl kullanıldığını görebilirsiniz.

Gelişmiş Ülke Nasıl Olunur?

Gelişmişlik Ölçütleri

“Dünya istatistiklerinin uygun bir şekilde hazırlanıp kullanıma sunulmuyor. Bu yüzden, hali hazırda gelişmekte olan ve endüstrileşmiş ülkelerin eski kafa yapısına sahibiz, ki bu yanlıştır.”

Bu sözlerle başlıyor Hans Rosling’in TED konuşması ve yukarıdaki tabloyla bitiyor. Sunumun önceki bölümlerini izlemeyi size bırakıyorum ama bu son sayfaya değinmeden geçmek istemedim.

Rosling’in ortaya koyduğu bu anlam/amaç tablosu küresel çerçevede gelişmiş ve gelişmekte olan ülke sınıflandırmasına yeniden bakmamızı sağlayacak cinsten. Ekonomik büyümenin her gün amaç olarak önümüzde sunulduğu bir dünyada Hans Rosling aslında işin öyle olmadığını söylüyor. Kültür ve insan haklarının gelişmişliği yerine ekonomik büyüme hedefleri pohpohlanıyor. Bu da ‘toplumsal astigmat’a (şimdi uydurdum) yani gerçekleri bulanık olarak görmemize neden oluyor.

Elbette ekonomik büyüme diğer hedefleri etkileyen en önemli ölçüt sayılabilir ancak bu noktada yine oransal bir değerleme yapmak gerektiğini unutmamak lazım. Sunumu izlediğinizde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yoksulluk üzerine ne durumda olduğunu daha iyi görecek ve ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız.

İlk fırsatta Gosling’in tüm sunumlarını izlemeyi istiyor ve size de tavsiye ediyorum ki Goslin, kurucusu olduğu Gapminder‘ın Trendalyzer ürününü 2007 yılında Google’a satmayı başarmış(?). Google’ın Public Data Explorer ürünü de bu sayede ortaya çıkmış.

Bu arada 2011’de Türkiye’ye gelen Gosling, doğru adımlar atılması halinde ülkemizin altın yılını 2030’da yaşayacağını dile getirmiş.

Aptal Olma, İşini Yap!

do-your-work

Epey bir dönem yukarıdaki duvar kağıdını kullandım bilgisayarımda. Bir dönem telefonumda ve Twitter arkaplanımda da kullandım (resme bilhassa bakmayanlar mesajı göremiyordu). Bu minvalde bir tarayıcı eklentisi görünce de yeniden hatırladım ve paylaşmak istedim.

Chrome eklentisi Go Fucking Work, boşa vakit kaybetmenizin önüne geçmek için istediğiniz siteleri erişime kapatıyor.wookEngellediğiniz sitelere girdiğinizde de sizi gofuckingwork.com’a yönlendirerek;

‘Lanet olası(!) işini yap. Şimdi!’

 ‘Yakında öleceksin, Çalış!’

gibi argo/agresif/aşağılayıcı sözlerle karşılıyor. Maalesef direkt küfrettiği bile oluyor. 🙂

GFW, varsayılan olarak siteleri engelliyor ve siz kaç dakika boyunca erişim istediğinizi belirliyorsunuz. Yani 5 dakika boyunca sosyal ağlarda vakit geçirmek için izin istiyorsunuz. Diğer durumlarda bu siteler tamamen eirşinize kapatılıyor. 

work

Pomodoro tekniğine uygun 25 dakikalık bir aralık ve sadece belli sitelere girebilme özelliği (whitelist) yok ama yine işe yarayacak bir eklenti olduğunu söyleyebilirim. Firefox’a ara verdikten sonra süre ayarlı bir engelleyici eklenti kuramamıştım. Bununla bu açığı da kapatmış oldum. Elbette olumlu/motive edici mesajlar daha iyi olacaktır ama bazen de insanın acı gerçekleri duyması gerekiyor. Hazırsanız buyrun siz de başlayın. 🙂

Gazeteciler ve Yazarlar İçin Kitlesel Fonlama

gazeteci yazar fonlama

BeaconReader.com kısaca “Gazetecilerin Kickstarter‘ı” olarak tanımlanabilir. Yani gazeteciler ve yazarlar yazmak istediği haber/araştırma için bir kampanya başlatıyor ve okuyuculardan maddi destek topluyor.

Kitlesel fonlamanın gücünü arkasına alan girişim, hem bağımsız bir işin peşinde koşmak isteyen gazeteci ve yazarları hem de çıkar odaklı bir yayıncılıktan bıkan okuyucuları memnun etmeyi hedefliyor.

Şimdiye kadar 1 milyon dolardan fazla para toplanan platformda  10 bin dolarlık iş de var, Pulitzer ödüllü Antonio Vargas‘ın 137 bin dolarlık projesi de. Yani farklı kategorilerde ve farklı ölçekte projeler Baeconreader’da kendine yer bulabiliyor.

Bu sene En İyi Film Oscarı’nı kazanan Spotlight gibi hikayeler Beacon’dan çıkar mı, tarafsız/bağımsız gazetecilik diye bir şey var mı emin değilim ama daha küçük projeler için gerçekten faydalı bir proje olabilir.

 

If we didn’t experience a loss, we would never know what we are capable of.
Muhammad Ali.

Uzaya Gittin de Boyun mu Uzadı?

Scott Kelly ve Mikhail Kornienko

Başlıktaki mecazi deyişi farklı işler için annenizden duymuş olabilirsiniz. Fakat soruyu Scott Kelly ve Mikhail Kornienko‘ya yönelttiğimizde alacağımız yanıt tam manasıyla bir ‘evet’ olur. Zira iki kafadar uzaydaki 340 günün ardından sadece dünyanın etrafında 5 bin tur atıp 100 milyon mil katetmekle kalmadı. Çeşitli fiziki ve biyolojik değişime de maruz kaldı. Boylarının uzaması bunlara dahil.

NASA sözcüsünün açıklamasına göre 1 Mart gecesi dünyaya dönen Scott Kelly’nin boyu 2 inç yani 5,08 cm uzamış. Normalde omurga genişlemesiyle boyumuzun 3 inç (7,62 cm) uzayabileceği söyleniyor (eğer biri sizi gererek öldürmeye çalışırsa ilk 7 cm için kafanız rahat olsun) ve Kelly bu üst sınıra oldukça yaklaşmış. Tabi bu uzama bahsettiğimiz geçici sebebe dayandığı için de Kelly’nin boyunun bir süre sonra normal haline dönmesi bekleniyor.

Radyoaktif etkiler dışında bizi imrendirecek bir başka değişim ise Kelly’nin artık dünyadaki ikizi Mark’tan daha genç olması. Ancak bu değişim 5 cm’lik boy uzamasından çok daha az farkedilir bir durum. Çünkü Kelly sadece 8,6 milisaniye daha gençleşmiş oldu.

Bu ikinci hesap ise Einstein’in genel görelilik kuramı uyarınca (eğer iki nesne farklı hızlarda hareket ediyorsa, yavaş olan nesne için zaman daha hızlı akar) yapılıyor. Yani Mark, artık ikizi Kelly’den 8,6 milisaniye daha yaşlı da diyebiliriz.

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (ISS) One Year Mission adlı bu serüvenin amacı Mars gibi uzun süreli uzay yolculuklarında insanoğlunun ne gibi değişikliklere uğrayacağını görmekti. İlk sonuçlar ve Kelly’nin açıklamaları gayet olumlu gözüküyor. Özellikle Kelly’nin bir ikizinin (o da astronot) olası gelişmelerin daha iyi analiz edilmesini sağlayacak. Ama illa ‘spoiler’ ver diyorsanız söyleyeyim;

Kelly de, Mark da ölecek. 🙂

Kaynak: Quartz, Verge, NASA, Uzayda Vücut Nasıl Değişir?

Malcolm X, Milyonları Nasıl Etkiledi?

Ve sonra o loş ışıkta, ayağa kalktı ve el salladı.

Oradaki herkes kaybolmuştu sanki. Görünmüyorlardı.

Bir polis memuru bana şöyle dedi; ‘Benim gördüğümü sen de gördün mü?’

Ben: ‘Evet’ dedim. O da ‘Bu, bir insanın sahip olamayacağı kadar büyük bir güç’ dedi.

Bir zenciden söz ediyordu. Bunu alsa unutamam.*

Bu yukarıda bahsedilen ‘zenci’ Malcolm X yani Malik El-Şabaz’dan başkası değil. 1960’ların ırkçı Amerikasında müslüman olup yeniden hayata dönen Malcolm, yaptığı konuşmalarla kitleleri etkilemeye başlamıştı.

Uzun boylu ve karizmatik Malcolm, hapishanede okuduğu kitapların ve sonrasında aldığı derslerin de etkisiyle oldukça etkileyici konuşuyordu. Ama onun bir özelliği daha vardı, herkesle anlayabileceği dilden konuşuyordu. Anlatmak istediği şeyleri insanlar kolayca anlayabilsinler diye basit hikayeler anlatıyordu.

Her şeyden önce şunu öğrendim ki, her zaman insanlara anlayacağı dille hitap etmek lazımdır.

– Malcolm X

Evet, bu sözü farklı şekillerde duymuş, hatta kendi kendinize düşünmüş olabilirsiniz. Ama sözü söyleyen kişinin Malcolm X olması, benim konuyu idrak etmem açısından etkili oldu. Çünkü ancak bir samurayın izlediğinde kılıcın ne kadar etkili bir silah olduğunu idrak edebiliyorsunuz. Sözün ne kadar etkili olabildiğini de ancak etkileyici konuşan birinden öğrenebiliriz.

Blogumda sürekli yazdıkça bu yönde de kendimi geliştirebilmeyi umuyorum. Bilmem yeterince basit anlatabildim mi. 🙂

*Kaynak Kitap: Malcolm X

https://www.youtube.com/watch?v=lTBz7fNYv6c

« Older posts Newer posts »

Copyright © 2018 Fırat Demirel

Theme by Anders NorenUp ↑