Category: Biyografi

Abdül Settar Edhi: Dünyanın En İyi Dilencisi

Read More

Kimsesiz Çocuk

Read More

Şener Şen’i Görme İhtimali 

Şener Şen’in çok güzel bir adam olduğuna dair şu hatırayı okuduktan sonra kendi hatıramlarım aklıma geldi. Aslında benimkiler Şener Şen’siz Şener Şen hatıraları ama yine paylaşmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Şener Şen’in komedi filmlerini sevmeyelerin sayısı çok azdır. Yavuz Turgul’un yönettiği Eşkıya, Kabadayı, Gönül Yarası gibi filmler ise Şener Şen’e ikinci baharını yaşatmış ve dertli gönüllere adını iyice kazımıştır. Sanırım abimin de etkisiyle yeşeren bendeki Şener Şen sevgisiy de ilk kez üniversiteye hazırlanırken dışa vurdu. Otomatik okunan optik formlara herkes farklı isimler işaretlerken benim kodladığım isimdi Şener Şen. Deneme sonuçları açıklanınca gidip listedeki Şener Şen’in kaç puan aldığına bakıyordum.

Sonra bir gün Şener Şen’i filmlerde izlediğimiz şehre, İstanbul’a geldim. Eşkıya ile artan sevgim beni Şener Şen’in peşine düşürmedi ama onunla yan yana oturdum, hem de belediye otobüsünde. Yani onun gibi bir şey oldu.

Sanırım 2007-2008 yıllarıydı. Bir akşam üstü üniversiteye, Avcılar’a dönüyorum. Ben ayaktayken, oturan kısa kır saçlı bir adam dikkatimi çekti ve aklımda bir tartışmadır başladı.

— Şener Şen değil mi o?
+ Yok canım, koskoca Şener Şen’in belediye otobüsünde ne işi var. Hem de bu saatte. Hem de Avcılar’a giden otobüste. Öğle vakti Nişantaşı’na giden otobüs olsa hadi neyse.
— Tamam da Şener Şen bu. Samimi, halka yakın adam. O binmeyecek de kim binecek. Ama emin olmam lazım. Ne yapsam acaba?
+ Yanına otur.
— Eee?
+ Sesini duyarsan tanırsın.
— Ne diyeceğim peki? Pardon siz Şener Şen misiniz? diyemem heralde.
+ Yok, saati sorarsın. İlla ki bir şey söyler. Ama önce şu kol saatini gizle.
— Peki…
(Biraz bekleyip cesaretimi topladım.)
+ Afedersiniz, saat kaç acaba?
— Dokuz buçuk.
… (sessizlik)

Adamın ağzından laf almayı başardım ama yanıt hem çok kısa olmuş hem de bana aradığım ses tonunu vermemişti. Halbuki aynen Şener Şen’in Eşkıya filmindeki haline benziyordu. Biraz sonra Şener Şen’i görme hayalimi de otobüste bırakıp indim. Ama kim bilir, belki bir gün benim de Şener Şen ile veya Şevket Altuğ ile tanışma hayalim gerçek olur. Neden olmasın?

Bonus: Yüreğinize dokunacak Şener Şen replikleriVikipedi

Çıldırtan Bir Oyun: Satranç (Kitap Özeti)

satranc-kitabi-stefan-zweigStefan Zweig‘in Satranç adlı kitabı okuduğum en kısa ama en etkileyici kitaplardan biri oldu. Satranç oyununa ilgi çekmesi bir yana Zweig’in psikolojik tahlilleri gerçekten kitaba ayrı bir tat katıyor.

Kitaptaki hikayede aptal olduğu düşünülen bir çocuğun satrançta dünya şampiyonu olması ve takıntılı bir başka satranç oyuncusuyla yaptığı maçlar anlatılıyor. Evet, bu kadar kısa özetlenebilir ama Zweig’in satranç şampiyonu Czentovic ile ‘hiçlik işkencesi’ mağduru Dr. B’in zihnine derin bir yolculuk yapması kitabı şenlendiriyor.

… Ne kadar soyut görünseler de düşüncelerin bile bir dayanak noktası vardır, aksi takdirde devam etmeye, anlamsızca kendi çevrelerinde dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekler, sabahtan akşama ama hiçbir şey olmaz….. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.

Zweig, kitapta hem küçümsediğimiz şeylerde büyük bir cevher olabileceğini hem de yalnızlığın veya hiçliğin fiziksel işkenceyi aratacak bir ızdırap olabileceğini işliyor. Bu da bana askerde bölük komutanımızın bir davranışını hatırlatıyor. Komutanımız, teğmenlik döneminde askerlere klasik cezalar vermek yerine onları tüm işlerden uzaklaştırdığını ve serbest bıraktığını söylemişti. Askerlik ortamında bu inanılmaz bir fırsat gibi gelse de bir ‘hiç’ muamalesi gören askerlerin bir süre sonra buna katlanamadığını söylerdi.

Satrancın, zihinsel enerjiyi dar bir alana toplayarak en yoğun düşüne ediminde bile beyni sulandırmayıp onun kıvraklığını ve esnekliğini arttırmak gibi harika bir avantajı vardır.

Kitabın bana hatırlattığı bir başka şeyse efsane satranç şampiyonu Bobby Fischer‘in hayatını anlatan Şah Mat (Pawn Sacrifice) filmini izlerseniz orada da benzer bir hikaye göreceksiniz. (Fragmanı aşağıda.)

Ayrıca Satranç hakkında bilgi için Barış Özcan’ın ‘Hayat gibi bir oyun‘ videosunu tavsiye ederim. Satranç kitabından kısa bir bölümü de şurada okumuştu.

Muhammad Ali

Muhammad Ali'nin Davasi

Muhammad Ali‘yi sevdiğimi bilenler bilir. Seviyorum çünkü Ali sadece dünya şampiyonu bir boksör değildi. O başlı başına bir dava adamı, mükemmel derecede nüktedan ve çok iyi bir hatipti. 1960’larda siyahi ırkçılığına karşı yükselen en gür seslerden biri oldu. Fiziki veya düşünsel karşılaşmalarda inancını dile getirmek konusunda hiç geri adım atmadı.

Normalde boksu ve boksörleri pek sevmem ama Ali’yi seviyorum (Ali sevilmez mi hey dost, deli misin sen?). Çünkü onun dili en az yumrukları kadar hızlı ve korkusuzca çalışıyordu. Hatta bir programda karşısındaki sunucuya;

You can beat me physically but not mentally. (Beni fiziksel olarak alt edebilirsin ama zihinsel açıdan alt edemezsin.)

diyerek fikirlerine ve diline yumruklarından daha çok güvendiğini en çıplak haliyle göstermişti.

Ali’yi anlatmak için buraya ne kadar video ve yazı eklesem az. Çünkü o tekrar tekrar izlenen ve her defasında farklı bir tat veren, yeni bir şey hissettiren bir film gibi. Film demişken, Muhammad Ali’yi anlatan (Ali filmi dahil) her yapımın biraz eksik kalacağını da söylemem lazım. Çünkü Ali’yi kendi dilinden dinlemek bambaşka. Diğer yandan The Trials of Muhammad Ali (Muhammad Ali’nin Davası) adlı belgeselin de hakkını vermem gerek. Bu belgesel Muhammad Ali’nin renkli ve sıradışı kişiliğini şahitler huzurunda gayet güzel anlatıyor. Eğer Ali’yi tanımak isterseniz bu belgeselden başlayın derim. Ben ilk olarak Mubi‘de izlemiştim. Dün fragmanını izleyince konu işte bulara kadar geldi.

Yeni Ali’lere ihtiyacımız olan bir dönemde Ali’nin efsane sözlerinden biriyle kapatalım;

Ben Amerika’yım. Tanımadığınız yönünüyüm onun. Alışın bana. Siyah, özgüvenli, kendinden emin… Benim adım bu, sizin değil. Benim dinim sizin değil. Benim amaçlarım sizin değil. Alışın bana.

Semih Saygıner ve Başarının Sırrı

Read More