Biraz Çevrimdışı Olsak N’olur?

İnternette ‘internetsiz’ çalışmanın verimli olduğunu bir önceki yazıda iddia etmiş ve çevrimdışı olmakla ilgili bir araştırma paylaşacağımı söylemiştim. Hemen belirteyim, bu araştırma çevrimdışı çalışma tekniği üzerine değil; çevrimdışı olmanın genel etkisine odaklanıyor. Araştırmanın sahibi Harvard Business Scholl’dan Leslie Perlow.

Pür Dikkat adlı kitapta paylaşılan Perlow’un araştırması “Daima ulaşılabilir halde olmanızın yaptığınız işe gerçekten hayrı var mı?” sorusuna yanıt niteliğinde. Bir grup profesyonelle görüşen Perlow, bu kişilerin hafta boyunca 20-25 saatini e-postaya ayırdıklarını tespit etmiş ve ekip üyelerinden her hafta içi bir günlerini tamamen çevrimdışı geçirmelerini istemiş. Şirket içinden veya dışından kimseyle iletişime geçmeyi yasaklamış. Sonuçlar nasıl mı? Kitaptan devam edelim;

İlk başta ekipteki herkes deneye karşı çıktı. Daha evvel temel fikri hararetle destekleyen ekip yöneticisi bile, sıra bu yeni durumu müşterilere bildirmeye geldiğinde birden gerildi.” Keza ekipteki danışmanlar da gerilmiş, “kariyerlerim tehlikeye attıklarından endişe etmeye başlamışlardı. Fakat sonuçta ekiptekiler ne müşterilerini ne de işlerini kaybetti. Aksine, danışmanlar işlerinden daha çok keyif almaya başladılar, aralarındaki iletişim güçlendi, her geçen gün daha fazla şey öğrenmeye başladılar (odaklanma ile beceri gelişimi arasındaki ilişki) ve belki de hepsinden önemlisi “müşteriye sundukları hizmetin niteliği yükseldi.

Perlow’un deneyi akla ilginç bir soru getiriyor: Daima ulaşılabilir olma kültürünü teşvik eden Boston Consulting Group’la aynı yolda ilerleyen büyük çoğunluk, Perlow’un da bulguladığı gibi çalışanları ne mutlu ne de verimli kılan ve büyük olasılıkla son kertede şirkete de hayrı dokunmayan bu yolu neden ediyor olabilir? Kolayına Kaçma İlkesi [The principle of least resistance] bu sorunun yanıtı olabilir.

Peki KKİ nedir?

Kolayına kaçma ilkesi: Çalışanların çeşitli tutum ve alışkanlıklarının kurum veya şirket açısından son kertede ne gibi sonuçlara yol açtığına dair elde somut veriler olmadığı sürece, iş ortamındaki genel eğilim mevcut koşullarda en kolay davranışı sergilemek olacaktır.

Cal Newport bu kavramı şöyle açıyor;

Herhangi bir sorunla karşılaştığınızda veya belli bir bilgiye ihtiyaç duyduğunuzda hemen yanıt alabildiğiniz bir iş ortamındaysanız eğer, en azından o an için hayatınız kolaylaşır.  Eğer şartlar bu kadar kısa sürede yanıt almanıza müsade etmiyorsa, bu durumda çok daha önceden planlama yapmak, kenara koyup bir süre başka bir şeyle ilgilenmeye hazırlıklı olmak zorunda kalırsınız. Bütün bunlar uzun vadede daha nitelikli ve tatminkâr sonuçlara kapı aralasa da, gündelik çalışma hayatınızı zorlaştırır. Anlık mesajlaşma yöntemi de bu bakış açısının en uç örneği sayılabilir; Karşılaştığınız herhangi bir sorunun yanıtını bir saat içinde e-postayla almak işinizi kolaylaştırıyorsa, o halde bu yanıtı anlık mesajlaşma aracılığıyla bir dakika içinde almanız, elde ettiğiniz faydayı katbekat artıracaktır.

Yani şunu demek istiyor;

Daima ulaşılabilir olma kültürünün hayatı daha kolay kılmasının nedeni bütün bir günü gelen kutusunda oyalanarak geçirmeyi makul hale getirmesidir. Geride henüz yanıtlanmamış bir yığın varken son gelen e-postaya büyük bir hevesle yanıt verip kendini verimli hissetmek, bu kültürün alametifarikalarındandır.

Özetle ‘daha az çevrimiçi ol ve daha fazla üretken ol’ diyor. Daha önce yazdığım E-posta Cevaplama Süresi ve E-posta Bağımlılığını Yenmek İçin 12 Tavsiye yazılarımın bu konuyla aynı paralelde olduğunu şimdi anlıyorum. Biliyorsunuz, mesai saatleri dışında şirket e-postalarına bakmayı zorunlu kılmayan şirketler oldu, Fransa’da ise konuya toptan çözüm getirdi. E-posta belki de en sevdiğim bir iletişim aracı. Fakat verimliliğe etkisini düşününce o kadar iyimser değilim. Bazen kabloyu çekmek lazım.

Görsel Kaynak: Pexels


Also published on Medium.

Bir Cevap Yazın