Fırat Demirel

Author: Fırat (page 3 of 23)

Zinciri Kırma 2017

İlk kez 2015’te başladığım ama 2016’da pas geçtiğim ‘yeni yıl hedefleri’ konusuna bu sene biraz geç de olsa geri dönüyorum. Sevgili Barış Özcan, yeni Zinciri Kırma videosunda paylaştığı posteri hediye edince bu konudaki iştahım daha da kabardı ve ZK Posteri’ne 1 değil 2 hedef ayırdım.

Gel gelelim bu yazıda hedefler yok. Sadece konuya hızlı bir girizgah yapmak istedim. Hedefler yeni bir yazının konusu olacak…

Eğer hala Barış abinin videosunu izlemediyseniz mutlaka izleyin ve siz de yeni yılda kendinize güzel bir hedef koyun. Hedefinizi takip etmek için Zinciri Kırma Takvimi’ni ücretsiz indirebilir (pdf) veya soo.cool adresinden poster satın alarak işe biraz daha motivasyon katabilirsiniz. İyi seneler.

2016 Pocket Okuma-ma İstatistiklerim

Bilenler bilir, internette kaydettiğiniz makaleleri arşivleyip istediğiniz zaman okumanızı sağlayan Pocket diye bir uygulama/servis var. Ben de bu servisi uzun süredir kullanıyorum. Sağolsunlar geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yıllık performansımızı rakamlara dökmüşler.

Sonuçlara geçmeden önce Pocket’tan vazgeçemediğimi, halen ücretli abonesi olduğumu ama dönüp bir şeyleri okuma konusunda kötü olduğumu söylemem lazım. Zaten görenler olmuştur, Twitter’da dönem dönem serzenişte bulunuyorum (hepimizin adına).

Gelelim sadede. Aşağıda geçen yılla karşılaştırmalı olarak Pocket 2016 okuma-ma istatistiklerimi bulabilirsiniz. Eğer sizinkini paylaşırsanız* benim de kıyas yapma şansım olur.

  • En çok okuyan yüzde 5‘lik dilimdeyim. Geçen yıl da aynıydı.
  • 2016’da 588.394 kelime okumuşum. Pocket, 13 kitaba denk diyor ki sayfa başına 250 kelimeden hesaplarsak 2353 sayfa ediyor. 2015’te 750 binden fazla kelime okumuştum (16 kitaba denk). Bu arada Pocket dinlediklerimizi de okumaya sayıyor mu emin değilim.
  • Kendi çevremde okunan ortalama kelime sayısı 616 bin. Geçen sene 639 binmiş. Bu sene kendi çevremde bir sıra atlayarak 4. sıraya yükselmişim. Dilerseniz Pocket’da paylaşımlarımı takip edebilirsiniz; getpocket.com/@firatdemirel
  • Geçen sene en çok okuduğum konular: Teknoloji, İş Dünyası, Etkinlikler, Girişimler, Verimlilik iken bu sene liste Teknoloji, Etkinlikler, İş Dünyası, Girişimler ve Bilim olarak değişmiş.
  • Pocket bu sene benzer profil önerisinde bulunmamış maalesef.
  • Kaydettiğim en popüler 5 makaleyi yazmaya gerek yok. Dilerseniz 2016’nın en popüler içeriklerini şu sayfada görebilirsiniz.

Önemli Hatırlatma: Kaçıranlar için Instapaper’ın artık tamamen ücretsiz olduğunu da paylaşayım. Şu anda Pocket içeriklerini aynı şekilde Instapaper’a yönlendiriyorum. Instapaper’ın Pocket’tan farklı olarak hızlı okuma diye güzel bir özelliği var.

*Pocket okuma istatistiklerimi nasıl görürüm?

Kendi istatistiklerinizi görmek için hesabınıza girip getpocket.com/stats/2016 sayfasını açmanız yeterli.

Minber Kıssası

“Bir zamanlar Bağdat’ta ünlü bir marangoz varmış. Ömrünün ahir zamanında çok güzel bir minber oymuş. Ama çok güzel. Sedef kakmalı, ceviz ağacından. Alımlı mı alımlı. Her gören onun güzelliğiyle büyüleniyormuş. Güzel minberin nâmı almış yürümüş. Öyle ki Bağdat’a her gelen, marangoza gidip ‘Şu minberi bize sat, falanca camiye götürelim’ diyormuş. Onun cevabı hep aynı, “Bu minber Mescid-i Aksa’da duracak”.

Ahali şaşırıyor tabii, “İyi de Kudüs Haçlı işgali altında”.

Marangoz yüksünmeden hep aynı cevabı veriyormuş;

Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım. Minber yontarım. Bir babayiğit de çıksın, Kudüs’ü geri alsın, bu minberi de yerine oturtsun.”

Derken bu minber hikayesinin konuşulmadığı hiçbir şehir kalmamış. Herkes minberin güzelliğini bire beş katarak birbirine anlatırken, aynı hikayeyi 7–8 yaşlarında bir çocuk da işitmiş. Ama o, eserin güzelliğinden ziyade, müessirin vasiyetine kulak vermiş.

Aradan 40 yıl geçmiş ve o minberi durması gereken yere, Mescid-i Aksa’ya yerleştirmiş. Diller onu Selahaddin-i Eyyubi diye anmış…”

Bu kıssa gerçek midir değil mi ayrı tartışma konusu ama bir TV dizisinde anlatılmış en güzel kıssalardan biri olabilir. İzledikten sonra başkalarına da anlattığım için yazıya döküp paylaşmak istedim. Çünkü çoğu zaman bir şeyin güzelliğine veya çirkinliğine takılıyor, kendimizi övgüye veya yergiye kaptırıyoruz. Daha da kötüsü ‘Şunu yapsam ne olacak’ diye hayıflanıp üretmekten vazgeçiyoruz. Oysa ki bu kıssa bir kaç şeyi çok güzel anlatıyor;

1. Yaptığın işi en iyi şekilde yapmaya bakalım. Elbet kıymet veren biri çıkacaktır. İyilik yap denize at misali, balık bilmese de Hâlık bilir. Yeter ki sabredecek gücümüz olsun.

2. İşini iyi yapıyorsan büyük bir hedef koymaktan çekinme. Başkalarının sözleri veya teklifleri seni büyük amacından saptırmasın. Bkz: Mark Zuckerberg’in ilk zamanlar satış tekliflerini reddetmesi.

Bedava’nın Yıkıcı Gücü ve Google

Chris Anderson’ın Bedava adlı kitabı ücretsiz bir şey sunmanın yıkıcı etkisi konusunda çok çarpıcı örnekler sunar. Biraz önce düşününce Google’ın ücretsiz stratejiyle bir çok iş kolunu (rakiplerini) darmadağın ettiğini düşündüm;

  • E-posta (Gmail)
  • Bulut Depolama (Google Drive)
  • Trafik Analitiği (Google Analytics)
  • Ofis Yazılımları (Google Docs)
  • Mobil OS (Android)
  • Video (Youtube)

Elbette Google’ın ürün kalitesi ve ekosistemi bu yıkımlarda büyük pay sahibi. Mesela Blogspot (Blogger) ile istediğini bir türlü yapamadı çünkü taş gibi WordPress vardı. (Eğer WordPress açık kaynak olmasa belki bu yazıyı da Blogspot’ta okuyor olurdunuz.) Ama bazı istisnalar da yok değil. Örneğin Android belki iOS’tan çok gerideydi ama üreticiler için tutarlı başka bir seçenek de yoktu.

Eskiden ‘kullanıcıyı bir şekilde ücretlendir’ mantığı vardı fakat yazılım tarafında artık gidilebildiği yere kadar ‘bedava’ gidiliyor. İlk 1 milyon kullanıcı hedefi çok gerilerde kaldı. 2012’de o hedef 10 milyon olmuştu. Belki şimdi 100 milyon.

Şimdi bunları neden yazdın diyeceksiniz. Şunu merak ediyorum; Google’ın ‘bedava’ya yıkacağı yeni iş kolu ne olacak? Kişisel bilgisayarlar? Mobil internet? Otonom araç yazılımı? …

Yazarın Dikotomi Paradoksu

Haftasonu Engin Koca‘nın Bilim Devrimi ve Felsefesi dersini dinlerken konu ‘dikotomi paradoksu’na geldi. Biraz önce de yine bir yazı üzerinde bir kaç düzenleme yapınca bu iki şeyi birbirine bağlamış bulundum.

Wikipedia, dikotomi paradoksunu için şöyle açıklıyor;

A kişisinin d noktasına gitmesi gerektiğini hayal edelim. Fakat d’ye gitmeden, önce d’ye olan mesafenin yarısını gitmek zorundadır. Fakat d’ye olan mesafenin yarısını gitmeden önce bu mesafenin çeyreğini gitmesi gerektir. Daha sonra çeyreği gidebilmek için sekizde birini gitmesi gerekmektedir; bu böyle devam eder. Sonuç olarak A kişisinin sonsuz sayıda mesafe gitmesi gerekir. (Yani hedefine ulaşamaz)

Şimdi bunu bir yazarın kusursuz metin hedefine ulaşma isteği için yazalım;

Bir yazıyı kusursuz şekilde düzeltmek istediğimizi hayal edelim. Fakat yarısını düzeltmeden önce onun yarısını düzeltmek gerekir. Sonra onun yarısını, sonra onun yarısını… Bu böyle devam eder. Yani bir metin asla kusursuz hale getirilemez.

Gramer ve imla hataları elbette tam olarak düzeltilebilir ancak her yazının, akıcılık ve aktarılmak istenen anlam bakımından sürekli güncellenebileceğini düşünüyorum. O nedenle eski yazılarımı da okudukça düzeltmeden edemiyorum.

Eğer daha önce okumadıysanız Ernest Hemingway’in Yazarlara Tavsiyeleri‘ni okumanızı tavsiye edeyim ve Hemingway’in bir sözüyle kapatayım;

Yazmak asla yapılabileceği kadar iyi yapılamayan bir şeydir. Sürekli bir meydan okumadır ve hayatımda yaptığım her şeyden daha zor. Bu yüzden yapıyorum ve iyi yapınca mutlu oluyorum.

* Bilim Devrimi ve Felsefesi dersini Hikmet Okulu‘nun ikinci yılı kapsamında alıyorum. Bkz: Önceki dersten bir fotoğraf.

Olderposts Newerposts

Copyright © 2018 Fırat Demirel

Theme by Anders NorenUp ↑