Kendi bloguma yazı yazmak konusunda tembellik etmeye devam ediyorum. Ama izlediğim belgesellerden çıkardığım dersleri ‘öğrendiğim 10 şey’ kategorisi altında paylaşarak bu açığı biraz kapatmak niyetindeyim. Bu adım hem izlediklerimi daha iyi kavramamı sağlayacak hem de yazılı bir kaynak olarak işe yarayacak diye umuyorum.

Halen listeye ismen bile eklemediğim belgeseller varken bu seriyi nasıl sürdüreceğim bilmiyorum ama ‘önemli olan başlamaktır’ diyerek ilk adımı attım. Ernest Hemingway’in tavsiyelerini okuduktan sonra daha kısa ve öz yazmaya çalışacağım. 😉

İşte insanoğlunun tetiklediği doğal felaketler hakkında öğrendiğim 10 yeni şey;

Belgesel Hakkında:  İnsan Yapımı Felaketler ; National Geographic – Türkçe ;  40 dakika

İlk cümle;

Çoğu insan doğal felaketlerin tanrının işi olduğuna inanır, fakat bilim adamları doğadan geldiğine inandığımız bazı felaketleri bizim tetiklediğimizi ortaya çıkardılar.

1) Yer kabuğunun üzerine eklediğimiz devasa yapılar fayları tetikleyerek depremlere sebebiyet verebilir. BM verilerine göre 2050’de dünya nüfusunun yüzde 75’i kentlerde yaşayacak ve artık kanıksadığımız o koca gökdelenlerin yer kabuğu üzerindeki etkisi kat be kat artacak.

2) Tayvan’ın başkenti Taipei gibi bir deprem ve fırtına bölgesinde dünyanın en büyük gökdelenlerinden biri inşa edebilir. Ancak tepeye bir titreşim söndürücü sarkaç ekleyinceye kadar 56. kattan uçuşa geçen vinçler görmeye de hazırlıklı olmak lazım.

3) Yeni madenler bulunana kadar, sağlamlık ve kütle arasındaki paralellik yadsınamaz. En sağlam binayı yaparken yer kabuğuna yüklenecek 660 metrik tonluk bir ağırlık, sismik hareketleri etkilemeye yetecektir. Böyle bir inşaat devam ederken bölgedeki depremler 2 katına çıkabilir.

4) Ciddi depremler yerin 16 km altında gerçekleşiyor. Fakat 50 metre aşağıdaki taşları yerinden oynatmak bile mevcut basınç sistemini değiştiriyor. Kelebek etkisi denen şey için güzel bir başlangıç noktası.

5) 2008’de Çin’in Sincan bölgesindeki büyük bir depremde 90 bin kişi ölmüş veya kaybolmuş. Bölgedeki 1 milyar tonluk su haznesine sahip, Empire State’in 300 katı ağırlıktaki baraj pek masum görünmüyor. Zira barajlardaki su seviyesi yükseldikçe sismik aktiviteler de artıyor.

6) Her ölçekte kendini gösterdiği söylenen boşluk basıncı, barajlarda su tutma işleminden sonraki 5 yıl boyunca tehlikesini koruyor. Yapılan bir simülasyon, suyun fayları birarada tutan gücü serbest bırakabileceğini gösteriyor. Faylara paralel akan su büyük bir yüzey basıncına neden oluyor. O da fayların kaymasına.

7) Dünyanın en büyük beton barajı Nevada Arizona sınırında 222 metre boyunca uzanıyor. Arkasında da en büyük insan yapımı gölde ise 19 trilyon litre su var. Barajın en yüksek su seviyesi 145 m ve şimdiye kadar en büyüğü 5 büyüklüğünde yüzlerce depremi tetiklemekten sorumlu tutuluyor.

8) Şehirler radyasyon çeker ve doğal sistemlere göre daha sıcak olur. Şehir ısı adası da bir şehrin dış çevreden daha sıcak olan hava sahasını ifade ediyor. Dışardan gelen havayla şehir ısı adasının çarpışması bazen beklenmedik fırtınalara sebebiyet verebiliyor.

Tıpkı camı açtığımızda soğuk havanın içeri girmesi gibi, bir şehir ısı adası da akşamın ilk saatlerinde en kuvvetli seviyesine yükseliyor. Çünkü güneş batarken şehirler gün boyunca emdiği ısıyı vermeye başlıyor ve gece olunca çevredeki kırsal bölgeye göre daha çabuk ısınıyor.

Yani şehirler, gece olunca döngüsel fırtına rüzgarların hızla yükselttikleri için muazzam fırtınalara sebep olabilir. Geçirgen olmayan, hızlı büyüyen şehir yüzeyleri nedeniyle 2005-2030 yılları arasında yeryüzüne tüm Kaliforniya eyaleti büyüklüğünde bir ağırlığın bineceği tahmin ediliyor.

9) Her şeye rağmen ne gökdelenler ne barajlar, ne de ısınan şehirler. İnsanların sebep olduğu jeofiziksel felaketlerin daha büyük bir sorumlusu var; madenler.

Tıpkı Mavi Küre’mizin etrafındaki uydu çöplüğü gibi, madenler de dünyanın her yanında. Yapılan her kazı, yerin gerilimini ve doğal yapısını etkiliyor. Bir ifadeye göre insanların sorumlu olduğu depremlerin yüzde 50’sini madenler oluşturuyor. Bazı bilim insanları kömürden bile çok çıkan suyun depremleri tetikleyebileceğini düşünüyor.

Dünyanın en fazla kömür ihracatını yapan şehri Newcastle (Avustralya) da yukarıdaki bilgileri doğruluyor.

10) Bir de patlayan çamur volkanları var. Endonezya’daki dünyanın en büyük çamur volkanı 29 Mayıs 2006’da her hafta 20 bin gaz tankerini dolduracak kadar kaynar çamur püskürtmeye başlamış.

Lucy adı verilen bu çamur volkanının patlamasının yanal atımlı fay hattından kaynaklandığı düşünülmüş ancak çamurun sismik titreşimle olan ilişkisini araştıran reometre cihazı bunu yalanlıyor. (Bu cihaz aynı zamanda besin sanayinde fındık ezmesi ve ketçapın akışkanlığını ölçmek için de kullanılıyormuş.)

Volkanın yakınındaki sondaj çalışmaları, patlamanın asıl sorumlusu olarak gösterliyor. Zira sondaj kuyusu derine indikçe basınç artıyor. Katmanlar bir boru yardımıyla basınç kontrol edilerek devam ediyor ama yapılan bir yanlışlık bin yıllık bir çamur gücünü harekete geçiriyor ve durdurulamıyor. Patlamanın anahtarı da çamurun içindeki gaz basıncı.

Gazlı içeceklerin kapağınının açılmasıyla yüzeye çıkan gaz kabarcıklarının benzeri burada da karşımıza çıkıyor. Ancak gaz sondajıyla serbest kalan kabarcıklar soda şişesindeki gibi hemen durulmuyor ve tonlarca çamuru beraberinde yukarı taşıyor. Önümüzdeki 50 yıl daha çamur püskürtmesi beklenen volkan, 8 km öteye çamurlarını püskürtebiliyor ve çevredeki alanlar yılda 7 metre çamura batıyor.

Son cümle;

İnsanlar tarafından tetiklensin veya sorumlusu kendileri olsun, doğal felaketler her zaman olacak. Fakat sondaj çalışmaları yaparken, barajlara su doldururken, şehirlerinimizi genişletirken veya maden çıkarırken dikkatli olmazsak, tetikleyicisi insan olan ölümcül sonuçlara da katlanmak zorunda kalabiliriz.

Leyladansonra.com‘u ziyaret ederek kanserli çocukların küçük isteklerine ulaşmalarını sağlayabilirsiniz. Çocukların istekleri bizim doyumsuz isteklerimiz karşısında oldukça küçük kalıyor.

İhtiyacı olan okullara destek ulaştıran birsilgibirkalem.org gibi nakit yardım söz konusu değil. Çocukların isteklerini direkt olarak temin edip, kendilerine gönderiyorsunuz. Basit, iyi çalışan ve sevdiğim bir sistem.

Şimdilik 12 üniversite sisteme kayıtlı. Daha da büyümesine katkı sağlayabilirsiniz.

Emeği geçen arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim. ARO.

İsmail Hakkı Polat‘ın aşağıdaki iletisi, eski bir yazımda paylaştığım bu sözü aklıma getirdi. Buraya da kayıt düşmek istedim. Sanırım 2011’de Businessweek dergisinde rastlamıştım bu söze.

Dipnot: Marco Arment, Instapaper‘ın kurucusudur.

Ben Anadolu çocuğuyum
Biraz da deli dolu
Kızdı mı dünyaya yakarca bakan
Sevdi mi içinde ormanlar yanan
Tek tabanca, yalansız çıkmış yıllardan
Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar
Benim bu aleme aklım ermiyor

Read More

Gordon Moore - Moore Yasasi Moore's Law

Uzun süredir aklımda olan ‘kavramlar’ serisine nihayet başladım. Genelde kısa ama yeri gelince uzun açıklamalar girmeye çalışacağım.

İlk olarak teknolojik ilerlemede en çok kulağımıza çalınan, 1965-1970 arasında ortaya çıkan ama hala tartışılan Moore Yasası (Moore’s Law) ile başlıyorum.

Read More

Eposta Cevaplama Suresi

– 2 dakikalık okuma –

Günümüzde herhangi birine e-postayla ulaşmak oldukça kolay. Fakat e-posta cevaplama süresi iki taraf için de büyük bir dert.

Araştırmalar e-postayı atan tarafın ve ilk yanıt süresinin sürecin devamı için önemli olduğunu gösteriyor. İş tipine göre müşterilere daha hızlı yanıt verilmesi ve bunun bir standarta kavuşturulması idealize ediliyor.

Read More

Akilli Telefon Bağimliligi

2015’te yapmak istediklerimden biri de en büyük düşmanım olan ‘kendime’ meydan okumaktı. Bu ay başından beri yapmaya çalıştığım meydan okumayı nihayet yazıyorum.)

Öncelikle konuyu bilmeyenler için ‘kendine meydan okumanın tanımından bahsedelim. ‘Güçlü bir alışkanlığı belirli bir süre (1 hafta/1 ay) terketmek veya sürekli yapması zor olan bir aktiviteyi düzenli olarak yapmak.’ şeklinde tanımlanabilir, ben ise ‘tembelliğe ve zaman kaybına karşı bir direniş‘ olarak özetliyorum. Kısa veya uzun vadeli bir direniş. Bu yazdığım uzun vadeli.

Read More